• Ocak 31, 2024

Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması Suçu

kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu

Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması Suçu

Kamu Görevinin Terki veya Yapılmaması Suçu 700 465 yel90

Çalışmamızda, TCK’nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının, Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı Birinci Bölümünde, 260. maddede düzenlenen kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu incelenecektir. Öncelikle belirtmek isteriz ki, bu konu ile ilgili kısıtlı sayıda kaynağa ulaşabildik. Bundan dolayı çalışmamızın verimli olmasını umuyoruz. Ayrıca yazarların bu konuya eserlerinde çok fazla değinmediklerini tespit ettik. Çalışmamızın bu konuda faydalı olacağına inanıyoruz.

Ülkemizde kamu görevlilerinin çok sık şekilde gerçekleştirdikleri iş bırakma eylemleri, protestolar, grevler veya bunlara benzer başka eylemler sık sık gündeme gelmektedir. Bundan dolayı, ilgili suç tipini inceleme ihtiyacı duyduk.

Çalışmamızda, anılan suç tipin ile korunan hukuki yarar, suçun konusu, faili, mağduru ve özellikle suçun seçimlik hareketleri üzerinde durulacaktır. Yine, suçun manevi unsuru ve suçun özel görünüş şekilleri kapsamında değerlendirilmesi yapılacaktır.

GİRİŞ

Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu, TCK’nın Özel Hükümler Kitabının, Millete ve Devlete Kaşı Suçlar ve Son Hükümler başlıklı Dördüncü Kısmının, Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı Birinci Bölümünde düzenlenmiştir.

TCK m. 260’a göre, “(1) Hukuka aykırı olarak ve toplu biçimde, görevlerini terk eden, görevlerine gelmeyen, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmayan veya yavaşlatan kamu görevlilerinin her biri hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Kamu görevlisi sayısının üçten fazla olmaması halinde cezaya hükmolunmaz.

(2) Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.”

Bu düzenleme, 765 saylı TCK’nın 236. maddesinin karşılığı olarak düzenlenmiştir. Eski ve yeni düzenleme arasında bir takım farklılıklar mevcuttur. Çalışmamızda, yeri geldikçe söz konusu farklılıklara değinilecektir. 765 sayılı TCK m. 236’daki düzenleme şu şekilde idi: “Memurlardan veya işçi niteliğini taşımayan kamu hizmeti görevlilerinden üç veya daha fazla kimse aldıkları karar gereğince kanun hükümlerine aykırı olarak, memuriyetlerini terk eder veya vazifelerine gelmezlerse veya vazifelerine gelip de görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmazlar yahut yavaşlatırlarsa her biri hakkında dört aydan bir yıla kadar hapis ve iki bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezasıyla birlikte muvakkaten veya müebbeten memuriyetten mahrumiyet cezası da hükmolunur. Madde gerekçesi de bize yol göstermektedir.

Başkaları tarafından alınan karara veya yayınlanan bildirilere uyarak yukarıdaki fıkrada yazılı fiilleri işleyen memurlara ve işçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerine de aynı ceza hükmolunur.

Bu maddedeki eylemler dernek veya mesleki kuruluşları yöneticilerinin bu yönde aldıkları karar veya yayınladıkları bildiriler üzerine vuku bulmuşsa,  bu kararı alan veya bildiriyi yayınlayanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezası verilir. Fail memur ise müebbeten memuriyetten mahrumiyet cezasına da hükmolunur.”

Yukarıda belirtildiği üzere, kamu görevinin terki veya yapılmaması suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 260. maddesi, 765 sayılı TCK madde 236/1 hükmünün karşılığı olarak düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, 765 sayılı TCK m. 236/2 ve 236/3’e benzer bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Buna karşılık, 765 sayılı TCK’da yer almayan cezadan indirim veya cezasızlık sebepleri ise, 5237 sayılı TCK m. 260’da yer verilmiştir. Yaptırım olarak hapis cezasının üst sınırı olan bir yıl aynen korunmuş olup, alt sınır ise dört aydan üç aya indirilmiştir.

Bu suç, kamu görevlilerinin toplu olarak göreve gelmemeleri veya işi yapmamaları ya da işi yavaşlatmaları şeklinde gerçekleşmektedir. Suçun meydana gelmesi açısından, yapılan davranış sonucunda kamu idaresinin bir zarara uğraması veya hizmetlerin aksaması gerekmemektedir. Hizmetlerin durmaması durumunda suç oluşmakta, ancak bu durum cezayı kaldıran veya azaltan bir neden olarak kabul edilmektedir. Suçun zarar suçu mu, yoksa tehlike suçu mu olduğu konusunda bir tereddüt olmayıp, kanaatimizce tehlike suçu olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak, bu suçun somut tehlike suçu mu, yoksa soyut tehlike suçu mu olduğu konusu cevaplanması gereken bir sorudur. Kanaatimizce, bu suç soyut tehlike suçu olarak kabul edilmelidir. Çünkü, hareketin yapılmasıyla birlikte ilgili suç oluşmakta olup, ayrıca bir tehlikenin meydana gelmesi aranmamıştır.

Kanunda suçun hareket unsuru, görevi terk, göreve gelmeme veya görevi yapmama ya da yavaşlatma şeklinde düzenlenmiştir. Bu açıdan değerlendirilecek olursa, bu suç seçimlik hareketli bir suç olarak kabul edilir. Bununla beraber, suçun belirtilen seçimlik hareketler dışında gerçekleşmesi mümkün olmadığından dolayı bağlı hareketli bir suçtur.

Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu, ülkemizin 1993 yılında imzalamış olduğu 87 ve 151 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri karşısında duraksama yaratmaktadır. ILO kapsamında hazırlanan hiçbir uluslararası sözleşme kamu görevlilerinin grev hakkına ilişkin bir kural içermemektedir. ILO denetim organları, 87 sayılı sözleşmeye dayanarak grevin tüm çalışanların ekonomik ve toplumsal menfaatlerini korumak ve geliştirmek için başvurabilecekleri temel bir hak olduğunu kabul etmektedirler. Bununla beraber, halkın tamamı veya bir bölümünün yaşamını, güvenliğini ya da sağlığını tehlikeye sokan hizmetler açısından grev hakkının sınırlanmasına ve yasaklanmasına engel bulunmamaktadır. Bunun sonucunda, ayırım yapmadan bütün kamu görevlileri açısından toplu iş bırakmanın suç sayılmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.

 Anayasa Mahkemesi’nin 1970 tarihinde vermiş olduğu bir kararda, 5237 sayılı TCK’nın 260. maddesinin karşılığı olarak düzenlenmiş olan 765 sayılı TCK’nın 236. maddesi ile öngörülen sınırlamanın, kamu hizmet ve düzeninin gereği olduğu gerekçesiyle, anılan hükmün Anayasaya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. 2010 değişikliğinden önce Anayasa’nın 53 ve 54. maddelerinde yer alan grev hakkı yalnızca iş sözleşmesine dayanarak çalışan işçiler bakımından geçerli idi. Ancak, 2010 değişikliği ile anılan maddelerde yapılan değişiklik ile, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin sendika kurabilecekleri ve toplu sözleşme yapma hakkına sahip oldukları belirtilmiştir. Ancak anılan hükümde, bu kişilerin grev hakkına sahip olup olmadıkları hakkında bir açıklamaya yer verilmemiştir. Anayasa m. 53/6’ya göre, “Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.” Yine yedinci fıkraya göre ise, “Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.” Anılan maddeden anlaşılacağı üzere, kamu görevlilerinin grev hakkı açıkça güvence altına alınmamış olmakla birlikte, kesin olarak da yasaklanmamıştır.

SUÇLA KORUNAN HUKUKİ YARAR

TCK’da kamu idaresine karşı suçlar adında bir bölümün bulunmasının nedeni, kamu idaresinin işlev ve fonksiyonlarının ülke çapında eşit ve tarafsız şekilde dağıtılmasının sağlanmasıdır. Bundan dolayı, söz konusu işlev ve fonksiyonların tarafsız, sürekli ve kesintisiz bir biçimde icra edilmelidir.

Maddede kamu görevlilerinin toplu şekilde görevlerini terk etmesi, görevlerine gelmemesi, görevlerini geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmaması veya yavaşlatması suç olarak düzenlenmiştir.

Bir hizmetin kamu adına yürütülmesi için bunun düzenli ve aksamaksızın gerçekleşmesi gerekir. Maddede, bir kamu hizmetinin aksamasına neden olacak toplu davranışlar cezalandırılmıştır. Dolayısıyla korunan hukuki değer, kamu hizmetlerinde süreklilik ve düzenin sağlanmasıdır. Herhangi bir mülahaza veya ekonomik çekişmeler hizmetlerin yapılmasını imkânsız hale getirmemelidir. Ayrıca, bunların usulünce ve zamanında icra edilmelerine engel olmamalıdır. Bu sebepten ötürü, korunan hukuki menfaat gereğince, kamu idaresi aleyhine işlenen suçlar arasında düzenlenmiştir.

Anayasa m. 18’e göre, “hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.” Buna karşılık, kamu görevlisi, devlet ile olan ilişkisini istifa etmek suretiyle her zaman sona erdirebilir. TCK’nın 260. maddesi tarafından cezalandırılan durum ise, kişinin devlet ile olan ilişkisi sürerken, bu ilişki gereği yapılması gereken görev veya hizmetin yerine getirilmemesidir. Kamu hizmetinin sürekli şekilde yerine getirilmemesi veya aksaması söz konusu olduğundan, suçun tipik bir kesintisiz suç olduğu da anlaşılmaktadır.

Kamu görevlilerinin göreve gelmeme veya görevi terk şeklindeki fiilleri sonucu kanuna aykırı başkaca bir netice ortaya çıkmadıkça disiplin hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak, kamu görevlilerinin toplu biçimde ve kamu hizmetini aksatacak biçimde işe gelmemeleri veya işi terk etmeleri halinde, bu hizmetlerden yararlanan kişilerin, yararlanamamasına neden olacaktır. Bundan dolayı, kamu hizmetlerinin disiplin içerisinde ve kesintisiz şekilde yürütülmesinin sağlanması açısından bu suç tipi düzenlenmiştir.

MADDİ UNSUR

FAİL

Suçun faili, TCK m. 6/1-c anlamında bir kamu görevlisidir. İşçi statüsündeki kişilerin işi bırakması, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu hükümleri gereğince yasa dışı grev olarak kabul edilir.

Bu suç tipi, tipik birçok failli suç olduğundan dolayı failler bakımından asgari bir sayı aranmaktadır. Bundan dolayı, suçun işlenebilmesi için en az dört kamu görevlisinin bir arada bulunması gerekir. Eğer daha az sayıda kamu görevlisinin işi bırakması söz konusu olursa, bu durumda TCK m. 260 değil, TCK m. 257/2’de yer alan görevi kötüye kullanma suçu ihlal edilmiş olur.

Suçun meydana gelebilmesi için en az dört veya daha fazla kamu görevlisi veya işçi sayılmayan kamu hizmetlisinin görevlerini terk etmeleri veya yavaşlatmaları gerekmektedir. Bu suçun, çok failli bir suç olarak düzenlenmiş olmasının nedeni ise, anılan kişilerin görevlerini terk etmesi veya yavaşlatması halinde kamu hizmetlerindeki sürekliliğin kesintiye uğrayacak olmasıdır.

Failler bakımından aranan asgari sayı kapsamında cevaplanması gereken önemli bir soru da şudur: Asgari sayı tespit edilirken aynı kamu dairesinde çalışan kişiler mi esas alınacak, yoksa değişik kamu dairelerinde çalışan kamu görevlileri de bu sayı açısından dikkate alınacak mıdır? Erman’a göre, asgari sayının hesaplanmasında aynı kamu dairesinde çalışan kamu görevlileri esas alınır. Değişik dairelerde çalışanlar sayı olarak dört kişiden fazla olsalar dahi TCK m. 260 anlamında suç oluşmayacaktır. Biz görüşümüzü belirtmeden önce, “aynı kamu dairesi” ve “farklı kamu dairesi” kavramlarından ne anlaşılması gerektiğini tespit etmemiz gerekir. Kanaatimizce yazarlar, aynı kamu dairesinden, ülkenin değişik yerlerindeki aynı işlevi gören dairelerini kastetmektedirler. Örneğin, Ankara ve İstanbul’daki vergi dairelerinde çalışan kamu görevlileri aynı kamu dairesinden sayılırlar. Yazarların görüşlerini bu şekilde yorumlamak suretiyle bizde yazarların görüşlerine katılıyoruz.

TCK m. 260, tipik bir özgü (mahsus) suçtur. Dolayısıyla, kamu görevlisi olmayan kişilerin suça iştirak etmesi söz konusu değildir. Bu konuda TCK m. 40/2 bize yol göstermektedir.

Zorunlu faillerden birinin kusur yeteneğine sahip olmaması veya somut olayda kusurlu hareket etmemesi nedeniyle cezalandırılmamış olması, diğer faillerin ceza almasına engel olmaz.

Kanunda aranan asgari sayıdaki kişiler açısından cevaplanması gereken bir soru daha vardır. Maddedeki seçimlik hareketlerden birine katılmamakla beraber, bu hareketlere başvurulması yönündeki kararları alanlar veya teşvikte bulunanlar asgari sayı açısından esas alınacaklar mıdır? Tezcan/Erdem/Önok’a göre, söz konusu kişiler asgari sayının belirlenmesinde göz önünde tutulmazlar. Ancak, buna ilave olarak birde seçimlik hareketlere başvurmuş iseler pekâlâ asgari sayının belirlenmesinde dikkate alınacaktır.

Bu konu hakkında cevaplanması gereken diğer bir soru da şudur: Acaba, kamu görevlilerinin maddede belirtilen hareketlerden birine başvurmaları için alınmış bir karar veya bir bildiriye rağmen, suçun maddi unsurunu oluşturan hareketleri gerçekleştirmez iseler, bu durumda suç işlenmiş olacak mıdır? 765 sayılı TCK’da bu konuyla ilgili düzenleme mevcuttu. Ancak, 5237 sayılı TCK’da bu konuyla ilgili bir düzenleme söz konusu değildir. Bu suç, tipik bir tehlike suçu olduğu için, burada teşvik edenler, azmettiren veya teşvik eden konumunda oldukları için, neticenin gerçekleşmediği durumlarda da cezalandırılabileceklerdir.

MAĞDUR

Suçun mağduru, kamu hizmetinin yürütülmesinde duraksamaya neden olunduğu için toplumdur. Suçtan zarar gören ise kamu idaresidir.

HAREKET

TCK m. 260’a göre, suçun seçimlik hareketleri; görevi terk etmek, göreve gelmemek, görevleri geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmamak veya yavaşlatmaktır. Seçimlik hareketlere bakıldığında suçun sadece ihmali hareketler ile işlenebildiği görülmektedir. Suçun icrai hareketler ile işlenemeyip, sadece ihmali hareketler ile işlenebildiği için bu suç tipinin saf (sırf) ihmali suçlar kategorisinde yer aldığı ifade edilebilir.

Suçun oluşabilmesi için, maddede belirtilen hareketlerin toplu şekilde yapılması gerekir. Toplu olarak yapılabilmesi için ise, ez an dört kişinin birlikte hareket etmesi gerekir. Kanunda belirtilen asgari sayıdaki kamu görevlisinin önceden aldıkları karar gereği veya başkaları tarafından alınan bir karara uymak suretiyle seçimlik hareketlerden birini yapmaları durumunda suç oluşacaktır. Söz konusu kararın açıkça alınması gerekli değildir. Kararın ani olarak alınmış veya hemen uygulamaya konulmuş olabileceği gibi, örtülüde bu karar alınabilir. Başkaları tarafından alınan bir karara uyularak da bu suç işlenebilir. Burada önemli olan, kararın asgari sayıdaki kamu görevlisi tarafından uygulanmasıdır. Bu türden bir karar yoksa veya başkaları tarafından alınan karara uyulması söz konusu değilse, dört veya daha fazla sayıda kamu görevlisinin seçimlik hareketlerden birini yapmaları bu suçu değil, TCK m. 257/2’de düzenlenen görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.

Görevi Terk Etmek

Bu seçimlik hareket, kamu görevlisinin görevini yapacağı yere gelmekle beraber, yükümlü olduğu işi hiç yapmayarak kamu dairesinden uzaklaşması şeklinde gerçekleşir. Normal şekilde ara vermek veya öğle tatilinden sonra işe devam etmemek fiili de aynı suç kapsamında değerlendirilir. Ancak, suçun oluşabilmesi için, söz konusu terkin, görevin sürekliliğini aksatacak boyuta varması gerekir. Eğer, söz konusu terk bu boyuta ulaşmaz ise, bu durumda TCK m. 257/2’de yer alan görevi kötüye kullanma suçu oluşur. Yargıtay, öğretmenlerin bir gün görevi terk etmeleri durumunda kamu hizmetlerindeki süreklilik kıstasının bozulacağını kabul etmiştir.

Göreve Gelmemek

Bu durumda fail, görev yerinden uzaklaşmamakta, bunun aksine göreve hiç gelmemektedir. Bu durumda, failin görev yeri belirli olmalıdır, ayrıca gelmeme fiilinin kamu görevinin yerine getirilmesini engelleyecek şekilde bir süre devam etmesi de gerekir.

Görevi Yapmamak

Faillerin, üstlerine düşen görevleri, işin görüleceği yerlere gelmelerine rağmen yapmamalarını ifade eder. Burada kamu görevlisi, belirli bir sürede ve normal olarak yapması gereken nitelikteki işi yapmamaktadır. Ancak, önemli bir nitelik kaybına yol açılmıyorsa suç oluşmayacaktır. Maddede belirtildiği üzere, işin kısmen de yapılmamış olması yeterlidir. Bununla birlikte, korunan hukuksal yarar dikkate alındığında, görevi yapmamak işin sürekliliğini aksatacak düzeye gelmiş olması gerekir. Bu seçimlik hareket, TCK m. 257/2’de yer alan görevi kötüye kullanma suçu ile birbirine çok benzemektedir. Aralarındaki en temel farklar, failin sayısı ve ortada bir karar veya anlaşma olması bakımından kendini gösterir.

Görevi Yavaşlatmak

Görevin normal şartlarda yapılması gerekir iken, kasıtlı olarak yavaşlatılmaya gidilmesidir. Böylelikle, görevin normalde yapılması gereken süre uzamış olmaktadır. Uzatılan bu süre, kamu hizmetinin sürekliliğini aksatacak boyuta ulaşmasını gerektirmektedir.

MANEVİ UNSUR

Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, saik dikkate alınmaz. Kanunda açıkça, hukuka aykırı olarak demek suretiyle buna işaret edilmiştir. Örneğin, fail işi yavaşlattığını ve bunu bir kararın icrası kapsamında gerçekleştirdiğini bilmelidir. Dolayısıyla kastın, işin bırakılmasına, failin kendisi dışında en az üç kamu görevlisi olduğuna ve alınmış bir karar olduğuna yönelik olmalıdır. Kanunda ayrıca hukuka aykırı olarak ifadesi yer aldığından dolayı, failin kastının bu özel hukuka aykırılığı da kapsaması gerekir.

İşin yavaşlatılması veya görevin kısmen de olsa yapılmaması, kamu görevlisinin beceriksizlik, memnuniyetsizlik gibi sebeplerden kaynaklanıyor ise suç oluşmaz. Bununla birlikte, kamu görevlileri isteklerinin yerine getirilmemesi veya amirlerine duydukları şahsi düşmanlık sebeplerinden ötürü bu davranışları gerçekleştiriyor iseler, toplu hareket etme kastları olmadığı için yine suç oluşmayacaktır.

SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ

TEŞEBBÜS

Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu, bir tür gerçek (saf) ihmali suçtur. Yani, bu suç yalnızca ihmali hareketle işlenebilme özelliğine sahiptir. Suçun bütün seçimlik hareketleri ihmali şekilde gerçekleştiği için teşebbüs mümkün değildir.

Suçun maddi unsurlarından sadece görevi terk etme hareketi hem icrai hem de ihmali şekilde gerçekleşebilir. Ancak, bu durum her ne kadar icrai bir hareket olarak algılansa dahi, öne çıkan husus ihmali harekettir. Dolayısıyla suçun bütün maddi unsurlarının sadece ihmali hareketle gerçekleşebileceği kanaatindeyiz.

Tartışmalı olmakla birlikte, gerçek ihmali suçlarda (aynı zamanda sırf hareket/şekli suç) teşebbüs kural olarak mümkün değil iken, ihmal suretiyle icra suçlarında teşebbüs mümkündür. Ancak, Özgenç ve Koca/Üzülmez’e göre, hem gerçek (saf) hem de ihmal suretiyle icra (gerçek olmayan-garantörsel-görünüşte) suçlarına teşebbüs mümkün değildir.

İŞTİRAK

Suçun oluşması bakımından, suça katılacak azami kişi sayısı madde metninde açıkça ifade edilmiştir. Bu kişilerden her biri suçun birlikte faili kabul edilir. Asgari sayının dışındaki kişilerin de suça iştirak etmeleri mümkündür. Asgari sayıdaki kişiler, kanunda belirtilen seçimlik hareketlerin herhangi birini yapabilirler. Örneğin, bazıları görevi terk ederken bazıları ise göreve gelmemiş olabilir. Suçun işlenmesi açısından karar alanlar ise, fiil işlendiği taktirde azmettiren olarak sorumlu olacaklardır. 765 sayılı TCK m. 236/3’teki düzenlemeye göre, dernek veya meslek kuruluşu yöneticilerinin aldıkları karar veya yayınladıkları bildiri üzerine greve gidilmesi halinde, bu kişiler azmettiren olsa dahi birlikte fail olarak cezalandırılmaktaydı. Ancak, 5237 sayılı TCK bakımından böyle bir düzenleme söz konusu değildir.

İÇTİMA

İçtima konusunda tartışılması gereken en önemli soru şudur: Aynı anda hem görevi kötüye kullanma suçu hem de kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu işlenebilir mi, yoksa işlenemez mi? Kanaatimizce, tek bir fiil ile bu iki suç tipinin oluşması söz konusu değildir. Çünkü, hem fail sayısı bakımından hem de süreklilik kıstasından dolayı bu iki suç tipi ayrılmaktadır. Bundan dolayı, fikri içtima kurallarının uygulanması hiçbir zaman söz konusu olmayacaktır. Ancak, TCK m. 260 yer alan suç işlenirken başka bir suç daha işlenir ise, bu durumda gerçek içtima kurallarına gidilir.

Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu ile görevi kötüye kullanma suçu arasındaki ilişki asli norm-yardımcı norm ilişkisidir. TCK m. 257/2’de yer alan “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” ifadesi, TCK m. 257/2’nin TCK m. 260’a göre yardımcı norm olduğu ve yardımcı normun sonralığı ilkesi gereğince sadece TCK m. 260’ın uygulanabilmesinin mümkün olacağı belirtilebilir.  

Söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç olduğundan dolayı, maddede gösterilen seçimlik hareketlerden birden fazlası gerçekleştirilir ise yine tek suçun varlığı kabul edilir. Örneğin, kamu görevlisi ilk gün işe gelmez, ikinci gün işe gelip terk ederse burada tek bir suç söz konusudur. Böyle bir durum olduğunda hakimin üst sınırdan ceza vermesi gerecektir. Ancak, araya uzun bir zaman aralığı girerse, bu durumda yenilenen kastın olduğu kabul edilir ve önceki suçtan bağımsız yeni bir suçun işlendiği kabul edilir.

CEZANIN AZALTILMASINI YA DA KALDIRILMASINI GEREKTİREN NİTELİKLİ HAL

TCK m. 260’a göre, “Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.” Burada herhangi bir hukuka uygunluk nedeninden bahsedilemez. Çünkü, maddede cezanın indirilebileceğinden de bahsedilmiştir. Ayrıca, kusurluluğu azaltan bir sebepten de bahsedilemez. Bunun gerekçesi ise, faillerin belirli hakları korumak saiki ile hareket etmeleridir. Bu yüzden, yapılan davranışların anti sosyallik açısından kınanabilirliğini azaltmamaktadır. Dolayısıyla, kanun koyucunun davranışın haksızlık içeriğinin azlığı sebebiyle özel bir durum olarak değerlendirmiştir. Kamu görevlisinin, mesleki ve sosyal haklarını korumak, talep etmek gibi amaçlarla maddedeki seçimlik hareketlerden birini gerçekleştirmeleri durumunda, cezada indirim yapılabileceği gibi tümüyle ortadan da kaldırılabilir. Cezanın tamamen ortadan kaldırılması durumunda, CMK m. 223/4-d gereğince, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilir.

Bu fıkranın uygulanabilmesi için, maddede belirtilen seçimlik hareketlerin hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli olması gerekir. Ayrıca, yapılan davranışların münhasıran kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili taleplerini ifade amacıyla yapılması gerekir. Belirtmek gerekir ki, hem görevin bırakılması veya yavaşlatılması hem de hizmetlerin aksamaması pekâlâ mümkün gözükmemektedir. Görevin terki veya yavaşlatılması halinde hizmetlerin aksamaması için diğer kamu görevlileri daha fazla çalışacak ya da onların yerlerine başka kamu görevlileri ikame edilecektir. Burada şu şekilde bir kıstas kullanılabilir: Kamu hizmeti, suçla korunmak istenilen hukuki yararı zedeleyecek dereceye varmış ise, bu hüküm uygulanamaz. Çünkü, kamu hizmetinden beklenen fayda yine de sağlanabilmişse ve yapılan hareketler sonucu kamu hizmetindeki süreklilik zarara uğramamış ise, cezada indirim veya cezasızlık nedeni söz konusu olur.

YAPTIRIM

TCK m. 260/1’e göre, “kamu görevlilerinin her biri hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.”

MUHAKEMESİ

Suçun soruşturulması şikâyete bağlı değildir. Kamu görevlisi olan faillerin yaptıkları eylemler genel hükümlere göre soruşturulur. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un ikinci maddesi uyarınca, “Bu kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır.” Buna karşılık, TCK m. 260’da düzenlenen bu suç ise, görev nedeniyle işlenen bir suç değildir. Bunun aksine, görevin terki, göreve gelinmemesi, görevin yapılmaması veya yavaşlatılması durumu söz konusudur. Mesleki ya da sosyal bir takım hakların elde edilmesi amacıyla veya başka herhangi bir saikle söz konusu görev hiç yapılmamakta veya terk edilmektedir. Bundan dolayı, görev nedeniyle gerçekleştirilen bir fiilden bahsedilemez.

SONUÇ

Kamu görevinin terki veya yapılmaması suçu, TCK’nın Özel Hükümler Kitabının, Millete ve Devlete Kaşı Suçlar ve Son Hükümler başlıklı Dördüncü Kısmının, Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı Birinci Bölümünde düzenlenmiştir.

Bu suç, kamu görevlilerinin toplu olarak göreve gelmemeleri veya işi yapmamaları ya da işi yavaşlatmaları şeklinde gerçekleşmektedir. Suçun meydana gelmesi açısından, yapılan davranış sonucunda kamu idaresinin bir zarara uğraması veya hizmetlerin aksaması gerekmemektedir. Hizmetlerin durmaması durumunda suç oluşmakta, ancak bu durum cezayı kaldıran veya azaltan bir neden olarak kabul edilmektedir.

Bir hizmetin kamu adına yürütülmesi için bunun düzenli ve aksamaksızın gerçekleşmesi gerekir. Maddede, bir kamu hizmetinin aksamasına neden olacak toplu davranışlar cezalandırılmıştır. Dolayısıyla korunan hukuki değer, kamu hizmetlerinde süreklilik ve düzenin sağlanmasıdır.

Suçun faili, TCK m. 6/1-c anlamında bir kamu görevlisidir. Suçun mağduru ise, kamu hizmetinin yürütülmesinde duraksamaya neden olunduğu için toplumdur. Suçtan zarar gören ise kamu idaresidir.

TCK m. 260’a göre, suçun seçimlik hareketleri; görevi terk etmek, göreve gelmemek, görevleri geçici de olsa kısmen veya tamamen yapmamak veya yavaşlatmaktır. Suçun oluşabilmesi için, maddede belirtilen hareketlerin toplu şekilde yapılması gerekir. Toplu olarak yapılabilmesi için ise, ez an dört kişinin birlikte hareket etmesi gerekir. Kanunda belirtilen asgari sayıdaki kamu görevlisinin önceden aldıkları karar gereği veya başkaları tarafından alınan bir karara uymak suretiyle seçimlik hareketlerden birini yapmaları durumunda suç oluşacaktır.

Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, saik dikkate alınmaz.

TCK m. 260’a göre, “Kamu görevlilerinin mesleki ve sosyal hakları ile ilgili olarak, hizmeti aksatmayacak biçimde, geçici ve kısa süreli iş bırakmaları veya yavaşlatmaları halinde, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza da verilmeyebilir.” Burada herhangi bir hukuka uygunluk nedeninden bahsedilemez. Çünkü, maddede cezanın indirilebileceğinden de bahsedilmiştir.

TCK m. 260/1’e göre, “kamu görevlilerinin her biri hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.” Suçun soruşturulması şikâyete bağlı değildir. Kamu görevlisi olan faillerin yaptıkları eylemler genel hükümlere göre soruşturulur.

Leave a Reply

    Subscribe to our newsletter