• Ocak 31, 2024

İsviçre’de hükümet sistemi

isvirçre'de hükümet sistemi

İsviçre’de hükümet sistemi

İsviçre’de hükümet sistemi 700 465 yel90

Çalışmamızda ilk bölümünde genel olarak hükümet sistemleri açıklanacaktır. Bu açıklamalar ile birlikte kuvvetler ayrılığı ve kuvvetler birliği modelleri üzerinde durularak, bunların hükümet sistemleri üzerinde ne gibi etkileri olduğu ifade edilecektir. Ayrıca, Cumhuriyet tarihinde uygulanan sistemlere kısaca değinilerek konu bütünlüğü sağlanmaya çalışılacaktır.

Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, genel olarak İsviçre’de uygulanan hükümet sistemi açıklanacaktır. Bu hükümet sisteminin uygulanmasının yasama, yürütme ve yargı ile bağlantısı irdelenerek konu bütünlüğü sağlanmaya çalışılacaktır.

GİRİŞ

Meclis hükümeti sistemi, tarihte birçok devlet tarafından kullanılmış olan bir hükümet sistemi çeşididir. Önceki yüzyıllarda çok sayıda uygulaması olan bu sistemin, artık günümüzde pek kullanılmadığı görülmektedir. Bu durumun sebepleri olarak, savaşlar, ekonomik krizler, sosyal ve kültürel değişimler gibi hususlar gösterilebilir.

Meclisin başkanının aynı zamanda hükümetin de başkanı (başbakan) olduğu, hükümetin bakanlarının meclis içerisinden oylama ile tek tek seçilerek kurulan hükümet şekline Meclis Hükümeti Sistemi denir.

Siyasal partilerin olmadığı meclislerde hükümet kurulurken bakanların meclisin salt oyu ile belirlendiği, ”Kuvvetler (Güçler) Birliği” yapısına dayalı bir sistem idi. Meclisin üstünlüğü ilkesine göre hareket eden sistemde yürütme organı meclis tarafından kullanılırdı. 1921 Teşkilatı Esasiye Anayasası döneminde ilk TBMM’de uygulanan ise bu sistem idi.

23 Nisan 1920’de TBMM açıldığında seçilen ilk meclis başkanı Mustafa Kemal Atatürk, aynı zamanda hükümetin de başkanı yani Başbakan olmuştu. Meclis bakanlarını tek tek seçmiş ve I. Meclis’in hükümeti çalışmaya başlamıştı.

Meclis hükümeti sistemini araştırmamıza bizi sevk eden saik İsviçre sistemidir. Halen dünya üzerinde bu sistemi tam manasıyla uygulayan tek devlet olarak İsviçre yer almaktadır. İsviçre, gerek hukuk, gerekse ekonomik ve sosyal yönden Dünyanın ileri ülkeleri arasında gösterilebilir. İsviçre bugünkü durumunu şüphesiz meclis hükümeti sistemine borçludur. Bizim aklımıza da şu soru geldi. İsviçre bu sistemi kullanarak dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer alıyor ise, neden diğer ülkeler İsviçre’yi örnek alarak bu hükümet sistemini kuşlanmıyorlar? Çalışmamızda bu soruya yanıt arayarak en ideal hükümet sistemi nasıl olur sorusu çerçevesinde düşüncelerimizi açıklayacağız.

İsviçre, sosyal, ekonomik ve kültürel açılardan gelişmiş, yaşam standartları Avrupa ortalamasının üzerinde bulunan bir ülkedir. Başta BM olmak üzere çok sayıda uluslararası siyasi, ekonomik ve sportif kuruluş ve örgütlerin temsilciliklerine ev sahipliği yapmaktadır. Coğrafi konumu itibariyle Avrupa kıtasının tam ortasında yer alması nedeniyle uluslararası kara, demiryolu ve havayolu taşımacılığında bir transit noktasıdır. Ülke halen çok partili demokratik sistemle yönetilmektedir. Üç tanesi ikişer yarım kantondan oluşan toplam yirmi altı kantondan oluşmaktadır. İsviçre Parlamentosu, iki yüz kişilik Ulusal Meclis (Conseil National) ile kırk altı kişilik Kantonlar Meclisi’nden (Conseil des Etats) meydana gelmektedir.

Çalışmamızın ilk kısmında, genel olarak hükümet sistemleri ve çeşitleri üzerinde duracağız. Ayrıca bu kısımda, hükümet sistemlerinin ayrımının temelini teşkil eden kuvvetler ayrılığı ve kuvvetler birliği kavramları üzerinde açıklamalar yapılacaktır. Kuvvetler ayrılığına dayanan hükümet sistemleri açısından Başkanlık Sistemi, Yarı Başkanlık Sitemi ve Parlamenter Sistem açıklanacaktır. Kuvvetler Birliğine dayanan hükümet sistemleri açısından ise Mutlak Monarşiler, Otoriter ve Totaliter Rejimler ve Meclis Hükümeti Sistemi ele alınacaktır. Çalışmamızın bu kısmında, Hükümet sistemlerinden biri olan Meclis Hükümeti sistemini detaylı şekilde açıklayacağız. Çalışmamızın son kısmında ise, Meclis Hükümeti sisteminin günümüzde tek uygulaması olan İsviçre’nin hükümet sistemi üzerinde duracağız. Bu sistem çerçevesinde, günümüzde İsviçre’de uygulanan sistemde yasama organının yapısı ve işleyişi, yürütme organının yapısı ve işleyişi ve yargı organının yapısı ve işleyişi anlatılacaktır.

HÜKÜMET SİSTEMLERİ VE ÇEŞİTLERİ

GENEL OLARAK

Hükümet sistemleri sınıflandırılırken, yasama ile yürütme kuvveti arasındaki ilişkinin niteliği esas alınır. Yargı organının, yasama ve yürütme organına göre farklı ve bağımsız bir kuvvet olduğu bütün sistemlerde kabul edilen bir durumdur. Anayasalarında kuvvetler ayrılığı sistemini benimsemeyen veya benimsediği halde uygulamayan devletlerin siyasi rejimleri genel olarak otoriter veya totaliter niteliğe sahiptir.

Hükümet sistemlerinin nasıl sınıflandırılması gerektiği beraberinde şu sorunları getirmektedir: Devlet iktidarının nasıl oluştuğu, bu gücün kimler tarafından kullanılacağı ve farklı kuvvetlerden hangisinin ağırlık ve etkinlik kazanacağıdır. Bu sorunların genel hatları çizilirken, kuvvetler ayrılığı ilkesinin özünden ayrıldığı öne sürülse de, yine de bu ilke ayrı bir öneme sahiptir. Bu ilkenin oluşum ve kuvvetler arasındaki sınırlamaya yönelik tutumu, hükümet sistemlerinin belirlenmesinde önemli bir fonksiyona sahiptir.

Aşağıda görülen siyasi rejimlerin tasnifi Fransız düşünürü Montesquieu’nun kuvvetler ayrılığı teorisine dayanmaktadır. Bu teoriye göre, genel objektif normlar koyan yasama, bu normları idari işlemler çerçevesinde olaylara ve bireylere uygulayan yürütme ve bu normların uygulanması sırasında ortaya çıkacak ihtilafları çözen yargı, olmak üzere devletin üç iktidarı vardır.

Montesquieu kuvvetler ayrılığına dayanarak siyasi rejimleri sınıflandırmamıştır. Düşünürün amacı, devlet iktidarının üç farklı elde toplanması suretiyle hürriyetlerin ve hakların korunmasını sağlamaktır. Düşünürün kendi ifadesiyle, “siyasi hürriyet kişinin kendi emniyetine inanç duyması demektir”. Düşünürün asıl hedeflediği bu olmakla birlikte, sonradan gelen klasik anayasa hukukçuları tarafından kuvvetler ayrılığı, siyasi rejimlerin tasnifinde yerini almıştır. Klasikçilere göre, siyasi rejimlerin tasnifi yapılırken, yargı dışarıda tutulmak üzere, yasama ve

yürütme ilişkisine bakmak gerekir. Yargının dışarıda tutulmasının nedeni, hükümet sistemleri hangi şartta olursa olsun bütün demokratik rejimlerde yargının bağımsızlığı kabul edilmiştir. Bundan dolayı siyasi rejimlerin tasnifi yapılırken yasama ve yürütme ilişkisi esas alınır.

Hükümet sistemleri, yasama ve yürütme kuvvetlerinin aynı elde toplanması veya ayrı organlar şeklinde tasarlanması bakımından kuvvetler birliği ilkesini benimseyen hükümet sistemleri ve kuvvetler ayrılığı ilkesini benimseyen hükümet sistemleri olmak üzere iki ana grupta toplanmaktadır7. Kuvvetler birliği yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin tek bir organ tarafından kullanılması; Kuvvetler Ayrılığı ise, yasama, yürütme ve yargı yetkilerinin ayrı ayrı organlar tarafından kullanılması anlamına gelmektedir8. Aşağıdaki şekilde bu ayrım görülmektedir.

Tablo 1. Hükümet Sistemleri

hukumet sistemleri

Şekilde görüldüğü üzere Kuvvetler Ayrılığı İlkesini benimseyen hükümet sistemleri, başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemi olmak üzere üçe ayrılmaktadır. İfade edilen bu üç hükümet sisteminin ortak özelliği Kuvvetler Ayrılığı İlkesini benimsemiş olmasıdır. Kuvvetler Birliği İlkesini benimseyen hükümet sistemleri ise, meclis hükümeti sistemi, monarşi ve diktatörlüktür.

Kuvvetler birliği ve ayrılığı ilkeleri açısından yapılan bir sınıflandırma çeşitli hükümet sistemlerine ve kavramlara yol açmaktadır. Kuvvetler birliği ilkesi kapsamında yapılan bir sınıflandırma, yürütme organında birleşme (Mutlak Monarşi – Diktatörlük) ve yasama organında birleşme (Meclis Hükümeti) şeklinde yapılmaktadır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi bakımından yapılan bir sınıflandırmada, kuvvetlerin sert ayrılığında başkanlık hükümet sistemi; yumuşak ayrılığında ise, parlamenter hükümet sistemi olarak bir ayrım yapılmasına neden olmaktadır. Öğretide, genel olarak kuvvetler birliği ilkesi çerçevesinden hareketle yasama organında birleşmeyi hedefleyen meclis hükümeti; kuvvetler ayrılığı ilkesi bakımından ise, parlamenter ve başkanlık hükümet sistemleri ölçü alınarak bir tasnife gidilmektedir. Ayrıca bu sınıflandırmaya yarıbaşkanlık hükümet sistemi de dahil edilerek dörtlü bir tasnif üzerinden inceleme yapılmaktadır. Hatta buna ilave olarak, yarıbaşkanlık hükümet sistemi altında, başkanlı parlamenter ve süper başkanlık hükümet sistemleri ele alınmasıyla beşli bir tasnif benimseyen görüşlerde mevcuttur.

Kuvvetlerin sertyumuşak veya tamesnek ayrımını esas alan modeller, uygulamada farklı düzenleme biçimlerini oluşturmaya elverişlidir. Saf parlamenter ve saf başkanlık hükümet sistemleri adıyla tanımlanan iki temel sistem, uygulamadan veya teorik değerlendirilmelerden oluşan çeşitli sistemlere temel oluşturmaktadır. Belirtilen sistemler dışında, uygulamada somutlaşmayan ve teorik açıdan savunulan aralıklı başkanlık (alternatif başkanlık) sistemi de bulunmaktadır. Ayrıca, tamamen kendine has bir sistem olarak İsrail’de 19962001 tarihlerinde uygulanan sistem de örnek olarak gösterilebilir.

Hükümet sistemlerinin teorik açıdan tasnif edilmesi, uygulamaya yansımadıkça bir anlamı olmayacaktır. Genel manada bakılacak olursa, anayasa hukukçuları ve siyaset bilimciler, somut biçimde uygulanacak bir tasnif yapmanın gayreti içinde oldukları söylenebilir. Bu bakımdan, sınıflandırma gayretleri soyut ve somut arasındaki rekabetten doğan bir süreklilik gösterdiğini söylemek isabetli olacaktır.

KUVVETLERİN AYRILIĞINA DAYANAN HÜKÜMET SİSTEMLERİ

Genel Olarak

Siyaset ve anayasa teorisi bakımından hükümet sistemlerinin kuvvetler ayrılığı açısından tasnife tabi tutulması bir gelenek haline gelmiştir. Kuvvetler ayrılığının günümüz anayasa ve siyaset teorileri açısından vazgeçilmez kılan, anayasal duyarlılıktan ziyade, kuvvetler ayrılığının araçsal işlevinden kaynaklanmaktadır. Buna karşılık, çağdaş demokrasi sistemlerinde tam kuvvetler ayrılığına dayanan bir hükümet sistemi bulunmamaktadır. Amerikan hükümet sistemi bunun kısmi bir istisnasını teşkil eder

Kuvvetler ayrılığı ilkesi, tarihi gelişim sürecinde siyasi iktidarların sınırlandırılmasında, dengelenmesinde ve daha başka alanlarda değişik tasarımlara şahitlik etmiştir. Diğer yandan bu ilke, egemenliğin kaynağının tespit edilmesi ve siyasal sistemlerin özelliklerinin belirlenmesinde ön plana çıkmıştır. Ayrıca, hükümet sistemlerinin tanımlanması ve değerlendirilmesi açısından da işlevsel bir görevi bulunmaktadır. Bu ilkenin tarihi gelişimine paralel olarak, günümüz açısından farklılaşmış ve keskinleşmiş yansımalar görülmektedir.

Kuvvetler ayrılığına göre yapılan hükümet sistemlerinde genel olarak yargının konumu göz önüne alınmamaktadır. Bu durumun birinci nedeni, yargının siyasi olmaktan çok, hukuki bir kuvvet olmasıdır. İkinci nedeni ise, çağdaş demokratik sistemlerde yargı işlevi, diğer iki kuvvet türünden farklı olarak bağımsız mahkemelerce yerine getirilir.

Bu ilke çerçevesinde hükümet sistemlerinin sınıflandırılması, yasama ve yürütme organları üzerinden yapılmaktadır. Yargı organının bağımsızlık ilkesi çerçevesinde ele alınması, hukuk devletlerinde bu türden yapılan bir sınıflandırmada yargı organının devre dışı bırakılmasını şart koşmuştur. Klasik hükümet sistemlerine nazaran yeni oluşturulmaya çalışılan hükümet sistemleri bakımından en önemli husus yasama ve yürütme organları ile bu organlar arasındaki ilişkiler ve iktidar paylaşımı öne çıkmaktadır.

Başkanlık Sistemi

Başkanlık sistemi, yürütmenin başı olan başkanın doğrudan veya dolaylı şekilde halk tarafından seçilen ve görevini icra edebilmesi için yasamanın güvenine ihtiyaç duyulmayan bir hükümet sistemidir.

Başkanlık sistemi, kuvvetler ayrılığının sert bir şekilde uygulandığı temsili rejim türlerinden biridir. Bu sistemin kurucuları “Kurucu Babalar” (Founding Fathers)’dır. Dolayısıyla bu sistem, Amerika’daki Anayasa hukukçuları tarafından (Washington, Jaferson, Madison ve Hamilton) kurulan, o bölgeye has ve elverişli bir sistemdir. İlk Başkan olan George Washington, 30 Nisan 1789’da görevine başlamıştır. Başkanlık sistemi, “Westminster modeli”nin koşullarına tepki olarak ortaya çıkan bağımsızlık savaşı sonucunda Amerikalılar tarafından keşfedilmiştir.

Başkanlık sisteminde, başkan ve kongre ayrı ayrı seçilmektedir. Ayrıca, çift meclis sistemi vardır ve başkan ikinci seçmenler tarafından seçilmektedir. Bu sistemde yasama, yürütme ve yargı organları arasında uzlaşma sağlandığı takdirde sistem güzel bir şekilde işlemektedir. Aksi bir durum, bu sistemin tıkanmasına neden olur.

Başkanlık sistemine bakıldığında, ilk bakışta ağırlıklı olarak kazananın her şeyi aldığı çoğunlukçu demokrasi modeline yakın gibi dursa da, toplumsal farklılıkların yönetime yansıması bakımından oydaşmacı demokrasi modeli kadar başarılı olduğu ifade edilebilir. Buna karşılık, negatif özgürlük bakımından da olsa politik gücün kuvvetler ayrılığı vasıtasıyla veya federal sistem gereği her aşamada bölünmesi, toplumsal özgürlüklerin gerçek anlamda garantisini teşkil etmektedir. Bu sistemde, başkanın doğrudan halk tarafından seçilmesi, kendisine sistemin hukuki boyutunda bulunmayan bir politik güç kazandırmaktadır. Ayrıca, halk ile özdeş olan başkan da kişisel olarak toplumsal birliği temsil etmekle birlikte politik sorumluluğun sistem içinde yok olmasını engellemektedir. Bu sistem, yönetsel etkinliği ve politik açıdan istikrarı demokrasiden vazgeçerek sağlamamaktadır. Politik gücün yürütme erkinin başında toplanması, politik sistemde yaşanan farklılıktan değil, modern devlet teorisinin içeriğinden doğmaktadır.

Yarı Başkanlık Sistemi

Değişik şekillerde tanımı yapılan bu yarı başkanlık sistemini en basit şekilde şöyle tanımlayabiliriz: Yarı başkanlık sistemi, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği bir parlamenter sistemdir. Yarı başkanlık sistemi, başkanlık sistemi ile parlamenter sistemin bazı unsurlarını kendi bünyesinde birleştiren ve böylelikle melez bir yapıyı haiz olan sistemdir. Bu sistemde devlet başkanı halk tarafından seçilmekle beraber, yine halk tarafından seçilen yasama organı ve bunun içinden çıkarılan bir hükümet ile işleyen bir mekanizma mevcuttur.

Yarı başkanlık sistemine ilişkin olarak ünlü Fransız yazar Maurice Duverger 1980 yılında yazdığı makalesinde bu hükümet sisteminin üç temel esasa dayanması gerektiğini belirtmiştir. Bu esaslar şunlardır: Cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan ve genel oyla seçilmesi, Cumhurbaşkanına Anayasa ile oldukça güçlü yetkilerin tanınması ve Parlamentonun güvenine dayanan bir başbakan ve bakanlar kurulunun varlığıdır.

Günümüzde parlamenter demokrasilerde en önemli değişikliği Yarı  Başkanlık rejimi diye adlandırılan rejimlerin oluşturduğu söylenebilir. Fransa’da De Gaulle Anayasası ile başlayıp, bazı Güney Avrupa ülkeleri Anayasaları ile çeşitli Latin Amerika, Afrika ve Asya ülkelerinin anayasalarına yansımıştır. Yarı – Başkanlık rejimleri dikkat çekici nitelikte olsa da başkanlık sisteminden oldukça farklı olan bu sistemin örnekleri yine de oldukça az sayıdadır. Bunlar; 1958 ve özellikle 1962’den beri Fransa, 1929’dan bugüne Avusturya, 1919 yılından beri Finlandiya, 1975’den beri Portekiz örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca, 1992 yılından beri Rusya’daki rejimde bu sınıflandırmanın içine dahil edilebilir. Buna ilave olarak, Avusturya ve İzlanda’nın sistemleri bir Yarı – Başkanlık sistemidir; ancak, uygulamada başkan yeterince siyasal etkiye sahip değildir. Aynı zamanda klasik Parlamenter sistemdeki Cumhurbaşkanına benzer bir yönü de vardır. Weimar Almanyası’nda birincisi 1928’de ve ikincisi de 1932’de yapılan iki seçimle Cumhurbaşkanı seçilmişti ve sistem 1933 yılında iflas etmişti. Fransa’da 1965 yılından bugüne uygulanmaktadır.

Parlamenter Sistem

Parlamenter sistem, hukuken ve siyaseten sorumsuz devlet başkanının başkanlığında, yürütme organı ile yasama organı arasındaki kuvvetler ayrılığının yumuşak olduğu, organlar arasındaki hukuki ilişkinin eşitlik ve dengeye dayandığı bir hükümet sistemidir.

Parlamenter hükümet sistemlerinde, yürütme organı dualist bir yapıya sahiptir. Bir tarafta Bakanlar Kurulu (başbakan ve bakanlar), diğer tarafta ise devlet başkanı (kral veya Cumhurbaşkanı) bulunmaktadır. Bu sistemde devlet başkanı sorumsuz, Bakanlar Kurulu ise sorumludur. Cumhurbaşkanı, yürütmenin başı ve ülkenin birliğini temsil etmekle birlikte sorumsuzluğu söz konusudur. Başbakan ise, hükümet ve yürütmenin sorumluluğunu taşımaktadır. Bakanlar Kurulu bir bütün olarak Meclis’e karşı sorumludur; ayrıca, her bir bakan bakanlığının hiyerarşik amiri konumundadır. Parlamenter rejimde devlet başkanı kalıtımsal veya seçilmiş biri olabilir. Bu yollardan biri ile seçilen Devlet başkanı siyasal açıdan sorumsuzdur. Devlet başkanının siyasal açıdan sorumsuz oluşu parlamenter sistemin temel ilkelerinden biridir.

Parlamenter sistemde, Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından atanır ve bakanlar Cumhurbaşkanının onayına sunulur. Bakanlar, görevlerini icra ederken işledikleri haksız fiillerden ve görevlerini kötüye kullanmaktan dolayı hukuki ve cezai bakımdan sorumlulukları bulunmaktadır. Cezai açıdan yargılama Anayasa Mahkemesi tarafından, hukuki açıdan ise genel mahkemeler tarafından yerine getirilmektedir. Bakanların siyasi sorumluluğu ise, parlamento tarafından verilen güven kaybedildiği durumlarda, görevlerinden istifa etmeleri olacaktır.

KUVVETLERİN BİRLİĞİNE DAYANAN HÜKÜMET SİSTEMLERİ

Mutlak Monarşiler

Kuvvetler birliği, devletin var olan üç kuvvetinin tek bir yerde toplanmasını ifade eder. Bu yer ise, duruma göre yasama organı veya yürütme organı olabilir. Devletin sahip olduğu yargı ve yürütme kuvvetleri yasama organında toplanabileceği gibi, yasama ve yargı da yürütme organında toplanabilmektedir. Kuvvetler birliği, yürütme ve yasamanın lehine olabilir. Kuvvetlerin yürütmede birleşmesi diktatörlük rejimine yol açmakta iken, yasamada birleşmesi konvansiyonel ya da meclis hükümeti sistemine neden olmaktadır. Bir organın devlet içinde güçlü olması, onun hangi organda toplanacağına bağlıdır. Güç bir yerde toplanmışsa, artık onun karşısında hiçbir güç duramaz. Dolayısıyla, tüm güçler tek bir yerde birleştiği için toplumun hür olması hukuken ve fiilen mümkün olamamaktadır. Sistem içinde güçler nerede toplanmış ise, tabiri deyimiyle oranın diktatörü haline gelir. Bunun tek istisnası İsviçre’dir. İsviçre dışındaki diğer bütün devletlerde kuvvetlerin bir yerde toplanması diktatörlüğe neden olmuştur. Örnek verecek olursak, Hitler Almanya’sı, Musolini İtalya’sı, günümüzde ise Suriye ve Mısır.

Meşruti monarşilerde hükümdar, devletin asli ve birinci derecede kabul edilen bir organ vasfına haiz değildir. Devletin monark yanında, onun kadar etkili ve önemli olan ve kaynağını anayasadan alan, asli ve birinci derecede hak ve yetkilerle donatılmış başkaca organları da (başbakan, bakanlar kurulu) bulunmaktadır. Meşruti monarşiler kuvvetler ayrılığı sisteminin içinde yer almaktadır. Bu organlar arasındaki ilişkileri ve sınırları belirleyen Anayasal kurallar mevcuttur. Anayasa, hükümdar ve diğer bütün organların yetkilerini belirler ve tayin eder. Bundan dolayı, bütün organlar anayasada yer alan yaptırımlara tabi olarak hareket etmektedirler. Hiçbir organ keyfi harekette bulunma hakkına sahip değildir.

Kuvvetlerin yasama organında toplanması Meclis Hükümeti sisteminin oluşmasına neden olmuştur. Bu sistemin dayandığı egemen fikir, egemenlik halkta olduğu için, halk hâkimiyet hakkını seçtiği temsilciler vasıtası ile kullanır. Bu durum, halk hâkimiyetinin normal bir sonucudur. Halkın temsil edildiği asıl yer meclistir; bundan dolayı, kuvvetlerin mecliste toplanması işin doğası gereğidir. Bu sisteme göre kuvvetleri ayırmak, egemenliği bölmek anlamına gelmekle birlikte, milli egemenliğin temel kriterlerinden biri de egemenliğin bölünmez ve devredilmez olmasıdır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, İsviçre dışındaki diğer ülkelerde bu durum hep diktatörlüğe neden olmuştur. Bundan dolayı, bu sistem daha çok diktatörler tarafından tercih edilmektedir.

Otoriter ve Totaliter Rejimler

Totalitarizm, devletin, bireylerin hayatının bütün alanlarına yaygın şekilde müdahale ettiği ve sivil toplumu bütünüyle yok eden bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca bu sistem, salt devleti veya belirli bir ideoloji ile bütünleşen devleti toplumun her alanında yoğun ve yaygın şekilde hakim kılmaktadır.

Diktatörlük rejiminde, yasama ve yürütme yetkileri bir kişi ya da grupta toplanmaktadır. Bu durum, yasama meclisinin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmayabilir; ancak yasama meclisi tamamen yürütmeye bağımlıdır.

Diktatörlük rejimlerinde, aralıklarla halk oylamasına gidildiği gibi, diktatörler seçim yolu ile de iktidara gelebilmektedir. Örnek olarak, Napoleon Bonaparte’nin iktidara geldikten sonra bazı konularda halk oylamasına başvurması ve Hitlerin 1933 yılında, Almanya’da seçim yolu ile iktidara gelmeleri gösterilebilir. Diktatörlükte, halk oylaması ve seçim olmasına rağmen, demokratik bir rejim olarak kabul edilmemesi önemli bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun ise iki temel nedeni bulunmaktadır: İlk olarak, demokratik rejimlerde iktidar, sadece halktan beslenmemekte, ancak aynı zamanda halkın güvenine de dayanmaktadır. Diktatörlük rejimleri, halkın seçim yolu ile iktidarı değiştiremeyeceği bir şekilde sistem kurmuşlardır. Seçimle iktidara gelen diktatör çok uzun bir süre ya da ömür boyu iktidarda kalır. Bu sistemde, diktatör sahibinin ulusa karşı sorumlu olduğu açıkça belirtilse dahi, bu sorumluluğun nasıl gerçekleşeceği belirsizdir. Belli konularda halkın oyuna başvurulması, diktatör ile halk arasında bir uyum olduğu anlamına gelmemektedir. İkinci olarak ise, halkın onayının gerçek bir değer taşımamasıdır. Çünkü, yapılan baskı veya tek yönlü propaganda, halkın onayına gölge düşürmektedir. Seçim veya oylama sonuçlarında çok büyük bir çoğunluk sağlanması her zaman kuşkuya yol açmaktadır. Aslında bakılacak olursa, %50’yi aşan bir çoğunluk, %100’e yakın bir çoğunluktan daha ikna edici ve gerçekçidir. Çünkü, ilk durumda samimi ve gerçekçi bir ortamda muhalif olanların iradesi ortaya çıkabilmiştir. İkinci durumda ise, seçmenin baskı altında oy kullandığının bir göstergesi yansımaktadır.

Diktatörlük rejimleri, 18. ve 19. yüzyıldan günümüze kadar çeşitli revizyonlara uğramıştır. Geleneksel diktatörlük, istediğini ve dediğini yaptıran, sert ve katı bir iktidardır. Buna karşılık, 20. yüzyıl diktatörlükleri ise, kapsayıcı bir niteliğe sahiptir. Başka bir ifade ile, geleneksel diktatörlükte, sınırsız gücü olan bir kişi bulunmakla birlikte, toplumun ekonomik hayatı ve bireylerin özel hayatının büyük bir kısmı, yönetim faaliyetlerinin dışında kalıyordu37. Buna karşılık, totaliter diktatörlükte, iktidar sadece yönetim faaliyetlerinde değil, ayrıca kişilerin özel hayatına kadar uzanan geniş çaplı bir müdahalede bulunabilmektedir. Klasik diktatörlükler ile günümüz diktatörlükleri arasındaki en önemli fark ise, klasik diktatörlüklerde devletin, günümüz diktatörlüklerinde ise toplumun bütününü yönetmesidir.

Meclis Hükümeti Sistemi

Genel Olarak

Devlet, belli bir toprak parçası üzerinde siyasi yönden örgütlenmiş ve kendi egemenliğine sahip insan topluluğunun oluşturduğu manevi bir tüzel kişiliktir. Bu tüzel kişilik, egemenlik alanına giren hak ve yetkilerini, tıpkı diğer tüzel kişiler gibi organları vasıtasıyla kullanır. Hükümet ise, devlet egemenliğini kullanan organlardan birisidir. Hükümet, dar anlamı ile, devlet başkanı ve bakanlar kurulunu ya da sadece bakanlar kurulunu ifade eder. Dar anlamda meclis hükümeti sistemi, yürütme organı tamamen yasamanın iradesi altında olduğundan dolayı, yürütmenin istifa etme imkânı dahi yoktur. Çünkü, istifa belirli bir politikanın yasama organına kabul edilebilmesi için bir çeşit etkileme aracıdır. Bu nedenle yürütme, yalnızca yasama organının karar ve talimatlarını uygulayıcı konumundadır. Geniş anlamda ise hükümet, siyasi otoriteyi kullanan tüm devlet organlarını ifade etmektedir. Başka bir ifade ile, anayasa gereği ya da uygulamada, parlamentonun hükümete karşı siyasi olarak üstünlüğünün olduğu rejimlere denir. Örneğin, 18751940 yıllarında Fransa’da uygulanan parlamenter rejimde, yürütmenin fesih yetkisini gerçekleştirememesi ve 19461958 yıllarında, yine Fransa’da parlamenter rejimi öngören 1946 Anayasasına rağmen uygulamada yasamanın üstün olması, durumları gösterilebilir.

Meclis Hükümeti Sistemi’nin temelleri, J.J. Rousseau’nun ulus iradesinin ve egemenliğin bölünmezliği ilkesine dayanmaktadır42. J.J. Rousseau’ya göre, egemenlik genel iradenin kullanılmasıdır. Yazara göre, egemenlik bölünemez ve devredilemez. Yani egemenlik yetkileri olan yasama ve yürütme tek bir organda toplanmalıdır. Bu organ ise, demokratik mantığa dayanan ve halkın temsilcilerinden oluşan meclistir. Dolayısıyla meclis, başta yasama ve yürütme organı olmak üzere bütün alanlarda milli iradeyi açıklama hakkına sahiptir. Başka bir ifade ile, yasama ve yürütme güçleri mecliste toplanmalıdır. Rousseau’ya göre, “bizim siyasetçilerimiz ilkesinde, özünde bölemedikleri egemenliği, konusunu kuvvetler şeklinde bölerler ve yasama gücü, yürütme gücü derler, vergi koyma hakkından, adaleti sağlama hakkından, içişleri ve dışişlerinden söz ederler ve böylece egemen kişiyi paramparça ederler”. J.J. Rousseau’nun fikirleri temsili demokrasi sistemine uygulanmakla birlikte, ulusun iradesinin ve egemenliğin tek dayanağı olan yer olarak meclis düşünülmüştür. Bu sistem çoğunlukla olağanüstü dönemlerde uygulanan bir yönetim biçimi olmuştur.

Hükümet sistemlerinin tasnifine bakıldığı zaman meclis hükümet sisteminin kuvvetler birliği modeli altında yer aldığı görülmektedir. Güçler ayrılığını kabul etmeyen bir sistem olan hükümet sistemi, halk tarafından seçilen bir yasama meclisinin, devletin diğer organlarına nazaran daha üstün olduğu tartışmasızdır. Ayrıca, meclisin sadece egemenliğe sahip seçmenlerin belirli aralıklarla yaptığı seçimler ile kendisini yenileme işlemine tabi olacağı bir modeli ifade etmektedir.

Yasama Organı

Meclis hükümeti sistemi (konvansiyonel sistem), yasama ve yürütme kuvvetlerini yasama organında toplamak suretiyle kanun yapmak

ve uygulamak yetkilerini meclise veren sistemdir. Diğer bir ifade ile, yasama ve yürütme güçlerinin yasama organında birleşmesi sonucunda bir hükümet sistemi olarak meclis hükümeti sistemi oluşmuştur.

Yürütme Organı

Meclis hükümeti sisteminde, yürütme erkinin gerektirdiği işleri yapmak üzere, ayrı bir reel anayasal yürütme organını bulunmamaktadır. Teknik bir görev olarak yürütme fonksiyonu, yasama organının üyelerini dilediği gibi atamakta, değiştirebilmekte ve onun bir nevi icra komitesi ve uygulama aracı konumundaki bir görünüşte yürütme organı tarafından yerine getirilmektedir.

Meclis hükümeti sisteminde sadece görev bakımından bir uzlaşma söz konusudur. Yürütme organı içerisinde yer alan kişilerin ortak bir siyasi amaç ve iç dayanışması ile kendi aralarında siyasi görüş ve anlayış birliğinin bulunması zorunlu değildir. Ayrıca, tümüyle törensel fonksiyonları dışında bir devlet başkanlığından da söz etmek mümkün değildir. Bu hükümet sistemi içinde ayrı bir başbakanın varlığı söz konusu olmamakla birlikte, bakanların meclise karşı sorumluluğu sadece bireyseldir ve bir bakanın meclis ile görüş ayrılığına düşmesi halinde ise meclisin kararı geçerli olacaktır. Ayrıca, yürütme erkinin meclisi feshetme gibi bir yetkisi de bulunmamaktadır. Ülkemizde uygulanan 1921 Anayasası’nda meclis hükümeti sistemi benimsendi. Bu dönemde, TBMM’nin üyeleri arasından seçilen icra vekilleri, Meclise vekâleten yürütme görevini icra ettiler. İcra Vekilleri Heyeti’nin Meclis’ten bağımsız ve ayrı bir tüzel kişiliği olmadığı gibi, kendine has bir program ve politikası da bulunmamaktaydı. İcra vekillerinin görevi, kendi alanlarıyla ilgili olmak şartıyla, meclisin vermiş olduğu işleri vekâleten yapmaktı. İcra Vekilleri Heyeti’nin başbakan veya benzeri bir başkanı olmadığı için, üyeler Meclis’e karşı bireysel olarak sorumluydu ve görevlerini icra ederken Meclis’in emir ve talimatları dışına çıkamazlardı. Buna karşılık, parlamenter hükümet sisteminde ayrı bir başbakanlık bulunmaktadır; ayrıca, meclise karşı hem bireysel hem de kolektif olarak sorumlu olan bakanlar bulunmaktadır. Yasama organının hükümeti güvenoyu ile düşürebilme yetkisi olduğu gibi yürütme organının da meclisi dağıtma yetkisi bulunmaktadır. Ayrıca, parlamenter demokratik rejimlerde siyasi partilerin önemi arttığından dolayı, yürütme organına hakim olan siyasi parti yasama organı üzerinde hakimiyet kurmaktadır. Böylelikle, anayasal sınırlar içerisinde kalmak koşuluyla istediği politik hamleleri mecliste gerçekleştirmektedir. Görüldüğü üzere, her iki sistem arasında görünüşte farklılık olmasına rağmen, meclis hükümeti sistemi özü itibariyle parlamenter sistemden farklı değildir. Onun bir türü olduğu söylenebilir. Çünkü, meclis hükümeti sisteminde yasama ve yürütme yetkileri aynı siyasi çoğunluğa sahip güç tarafından kullanılmaktadır. Güçlerin siyasi özdeşliği durumu ise, meclis hükümeti sisteminde değişmediği için sadece görünüşte bir farklılık meydana gelmektedir.

Ülkemiz gibi, askeri darbelerle veya Anayasa Mahkemesi kararlarıyla siyasi partilerin kapatıldığı ülkelerde partilerin kurumsallaşmasının önüne geçilmiştir. Parlamenter sistemlerde partiye egemen olan kişi, yürütme ve yasama organı üzerinde önemli bir güç elde edeceğinden dolayı, bir bakan ile meclisin görüş ayrılığına düşmesi pek mümkün olmayacaktır. Bu durumu MirkineGuetzevitch’in “çoğunluğun hükümeti” görüşü açısından açıklamak gerekir ise, meclis hükümeti sisteminde de, parlamenter sistemde olduğu gibi, yasama ve yürütme yetkilerinin aynı siyasal güç tarafından kullanılması, bu güçlerin siyasi özdeşliğini aynı kılmaktadır. Buna karşılık, sadece görünüm açısından bir farklılaşma söz konusu olacaktır.

Meclis hükümeti sistemi, bazı istisnalar hariç olmak üzere, çoğu zaman kısa ömürlü olmuştur. Örneğin, İngiltere’de Uzun Parlamento zamanında dört sene, Fransa’da Konvansiyon’nun iki sene ömrü olmuştur. Buna karşılık, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Letonya, Lituanya, Estonya, Polonya ve Avusturya Cumhuriyetleri ve Türkiye’de daha uzun ömürlü olmuştur. Örneğin, bu sistem Polonya’da altı sene, Letonya’da ve Estonya’da ondört sene ve ülkemizde ise dört sene uygulanmıştır. Meclis hükümet sisteminin en uzun süre uygulandığı ülke ise İsviçre’dir.

Meclis Hükümeti, Fransa ve İngiltere’de olağanüstü durumlarda oluşan bir sistem olmasına karşın, Letonya, Lituanya, Estonya, Polonya ve İsviçre’de normal yollardan oluşmuş bir sistemdir. Bu ülkelerdeki hükümet sistemlerini aynı rejim altında toplamak oldukça güçtür. Bu hükümet rejimleri arasında benzerlikten çok farklılık bulunmaktadır. Durumun bu şekilde olmasına karşılık, bir gerçek var ki, Meclis Hükümetleri, birbirinden çok farklı ve değişik şartlar altında meydana gelerek, çok farklı devletlerin ihtiyaçlarına karşılık vermiştir. Bu açıdan Meclis Hükümeti kavramı, Başkanlık ve Parlamenter Hükümet sistemleri gibi imtiyazlı bir durumda değildir. Uygulamaya bakıldığında, Başkanlık ve Parlamenter Hükümet sistemleri hiçbir eşbiçim göstermemektedir. Ancak bu durumda dahi, her iki tip hükümet rejiminde de bir tanım yapılmasına yetecek ölçüde bir model bulunmaktadır. Bu bakımından, Başkanlık Hükümet sistemine örnek olarak ABD’yi, Parlamenter Hükümet sistemine örnek olarak ise, İngiltere gösterilebilir. İki rejim de, uygulandıkları ülkeler dışında uygulama açısından revizyonlara uğramıştır. Ancak bu rejimlerin her birinde, kendisini tanımlayabilecek ölçüde temel kuralları bulunmaktadır. Meclis Hükümeti sistemi açısından ideal bir örnek bulmak çok zordur. Konvansiyonel rejim bu duruma örnek teşkil etmemektedir. Çünkü, bu rejim istisnai niteliktedir ve normal bir anayasal rejimin kendisiyle mukayese edilmesi söz konusu olmaz. İsviçre’de uygulanan rejim ise, çeşitli Avrupa ve dünya ülkelerinde geçerli olan anayasal rejimler arasında tek başına kalır. Yukarıda ismi geçen ülkelerde, Birinci Dünya Savaş’ından sonra bu türden bir rejim kurulmuşsa da, bunlar kısa ömürlü olmuştur. Günümüz koşullarında ise, bu kategori altında toplayabileceğimiz sistemlerin neler olduğunu tespit etmek zordur. Ancak, her harikulade bunların sayısının az olduğu söylenebilir.

Yargı Organı

Meclis hükümeti sisteminde genel olarak yargı organının durumuna dokunulmaz. Görüldüğü üzere, bu sistemde de yargı kuvveti meclise tabidir. Meclis hükümeti sisteminde tek bir egemenlik olduğundan ve bu egemenliğinde bölünmez olmasından dolayı, yargı da teorik olarak meclise tabi konumuna gelmektedir. Örnek vermek gerekir ise, ülkemizde Birinci TBMM döneminde uygulanan bu sistemde yargının da büyük oranda Meclise tabi olduğu görülmektedir. Çünkü, bu sistemde üyeleri, Meclisin kendi üyeleri arasından atanan İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. 1924 Anayasası’nda ise, iki başlı ve siyasi sorumluluğu olan bir yürütme öngörülmüştür. Ancak buna rağmen, hukuki planda meclis hükümeti sisteminin özellikleri ağır derecede hissediliyordu. Buna karşılık, siyasi planda ise, parti sistemi olduğundan dolayı, meclis çoğunluğu içinden çıkan yürütmenin kendi çoğunluğuna egemen olması yürütmenin sürekli şekilde üstünlüğüne neden olmuştur.

Meclis hükümeti sisteminin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

Meclis Hükümeti sistemi, Meclisin üstünlüğüne dayanır ve yasama ve yürütme yetkisi Mecliste toplanmıştır. 

Yürütme yetkisi, Meclis içinden çıkarılan heyet halindeki bir organa verilir. Böylelikle, yürütmenin çok güçlenmesinin önüne geçilebileceği gibi üyeler arasında bir takım sorunların çıkmasına da engel olunacağı düşünülmüştür.

Yürütme organı üyeleri, Bakanlıklar esas alınarak sırayla meclis tarafından atanır. Bu organda ortak sorumluluk söz konusu olmamakla birlikte, her bakan da kendi davranışlarından sorumludur.

Devlet başkanlığı görevi, meclis içinden seçilen bir kişi tarafından icra edilen sembolik bir görev niteliğindedir.

Yürütme organı meclisin içinden çıkıp, meclisin yarattığı ve onun emri altında olan bir organdır. Bu organ, meclisin emir ve talimatları çerçevesinde hareket eder.

Yürütme organının meclisi feshetme gibi bir durum söz konusu olamaz. Buna karşılık, Meclis ise, yürütme organının üyelerini her zaman görevden alabilir.

Yürütme organı tarafından alınan kararlar, Meclis tarafından değiştirilebilir veya iptal edilebilir.

Meclis Hükümeti sistemi ilk kez 17921795 yılları arasında Fransa’da, Ulusal Konvansiyon Meclisi zamanında faaliyette bulunmuştur. Türkiye’de ise, 1921 Anayasası döneminde uygulanmış olup, günümüzde ise sadece İsviçre’de uygulanmaktadır.

İSVİÇRE’DE HÜKÜMET SİSTEMİ

TARİHÇESİ

Meclis hükümeti sistemi genel olarak siyasi kriz ve yeni bir siyasi rejime geçiş dönemlerinde uygulanır. Fransa’da 17921795 yılları arasında kurulan Konvansiyon Meclisi ve ülkemizde 1921 Anayasası’nın kabul ettiği sistem olan meclis hükümeti, monarşiden cumhuriyete geçiş niteliğinde bir köprü vazifesi görmüştür. Hem Fransa’da hem de ülkemizde monarşi terk edilip cumhuriyet hayata geçince, meclis hükümeti sistemi de sona ermiştir. Bu sistem, ülkemizde ve Fransa’da kısa süreli yaşamıştır. Günümüzde ise bu sistemi, sürekli bir rejim olarak sahiplenen ve tam manasıyla uygulayan tek ülke İsviçre’dir. Ancak, yine de İsviçre’de uygulanan sistemin tam manasıyla meclis hükümeti sistemi olduğu hususu tartışmalıdır.

Meclis hükümeti sistemini uygulayan tek ülke olan İsviçre, 1848’e kadar kantonların anlaşmasıyla kurulan bir tür konfederasyondu. Bu dönemde hazırlanan anayasa halkoyu ile kabul edilerek, Anayasa gereğince İsviçre Federasyonu kuruldu. İsviçre’de 1874 tarihinde anayasa yürüklükten kaldırılarak yeni bir anayasa kabul edildi. Bu anayasa ise, bazı güncellemeler olsa da, halen günümüzde geçerliliğini korumaktadır. Anılan anayasa, 18 Nisan 1999’da kabul edilerek, 1 Ocak 2000’de yürürlüğe girmiştir. Bu anayasa da, bir öncekinde olduğu gibi federal yapılı bir devlet biçimi içinde meclis hükümeti sistemini kabul etmektedir.

Yarı doğrudan demokrasi ve meclis hükümeti sisteminin uygulandığı İsviçre’deyirmi altıküçük kanton bulunmaktadır. Bunların isimleri; Zürich, Bern/Berne, Luzern, Uri, Schwyz, Obwalden, Nidwalden, Glarus, Zug, Freiburg/Friboung, Solothum, Basel – Stadt, Basel – Landschaft, Schaffhausen, AppenzellAusseriheden, AppenzellInnerrhoden, SL Gallen, Graubünden/Grigioni/Grischun, Argau, Thurgau, Tessin/Ticino, Waadt/Vaud, Valsis, Neunenburg/Neuchalel, Genf, Jura’dır. 1291 yılında üç kanton arasında yapılan anlaşma gereği onüçkantonlu bir konfederasyon idi. Her bir kantonun kendine hassiyasi teşkilatı, yasama ve yargı organı bulunmaktadır. Kanton yönetimlerinin üstünde ise, merkezi (federal) devlet teşkilatı bulunmaktadır. Federal devlet, kantonlardan ayrı, fakat hukuken onlara nazaran daha üstün bir egemenliğe sahiptir. Kantonlar anayasa ile federal devletlere bağlı olup, egemenlik hakları sınırlıdır. Her kantonun Federal Anayasa’ya aykırılık teşkil etmeyecek birer anayasası ve kanunları vardır. Bu anayasa, Federal devletler arasındaki düzeni ve görev ayrımını düzenlemektedir.

Konfederasyon Başkan ve Başkan Muavini, Federal Meclisin birleşik toplantısında Federal Konsey’in üyeleri arasından bir yılığına seçilmektedir. Hiçbir Başkan art arda iki yıl Başkanlık veya Başkan Muavinliği görevini icra edemez. Yerleşik teamüle göre, Başkan Muavinleri öncelikle Başkan olarak seçilmektedir. Her iki görev için seçilecek kişiler, Federal Konsey’in üyeleri arasından dönüşümlü olarak seçilmektedir. 1849 Kanunundaki düzenlemeye göre, Konfederasyon Başkanı aynı zamanda bir bakanlığında bakanı olarak görev yapmaktadır. Bu Kanunun uygulanmasından itibaren, Başkanlık her yıl farklı bir bakanlığa verilerek, bu makamın Federal Konsey üyeleri arasında dönüşümlü olarak değişmesine neden olmaktadır. Bundan dolayı, Başkanlık seçimleri bir formalite niteliğine bürünmüştür.

Konfederasyon Başkanlığı sadece bir unvandan ibaret olup, fazla yetkileri bulunmamaktadır. Bu Başkanlık devletin başıdır, ülkeyi içte ve dışta temsil eder ve Federal Konsey toplantılarına başkanlık eder. Konfederasyon Başkanın resmi otoritesi, Başkanlıktan ziyade bir Federal Konsey üyesi olması ve bir bakanlığın başında olmasından ibarettir. Konfederasyon Başkanı’nın görevleri ilgili konular 1914 tarihli Federal İdarenin Organizasyonu adlı kanunda da ifade edilmiştir. Ayrıca bu Kanun, Başkana olağanüstü hallerde kullanılması için bir takım yetkiler de tanımıştır. Başkanın, Federal Konsey üyelerinden herhangi bir üstünlüğü bulunmamaktadır. Konfederasyon Başkanı, başkanlık ettiği Federal Konsey toplantılarında diğer üyelerle aynı değerde oy hakkı vardır ve onlardan hiçbir üstünlüğü bulunmamaktadır. Başka bir ifade ile, eşitler arası birinci konumundadır. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Devlet Başkanlığı görevi Federal Konsey’e bırakılmamıştır. Devlet Başkanlığı görevi Federal Konsey üyelerinden birine, seçim yoluyla bırakılmıştır. Dolayısıyla, Devlet Başkanı bulunmaktadır. Ancak, bu Devlet Başkanı, klasik Devlet Başkanı’nın sahip olduğu yetkilere sahip değildir. Bu Başkan’ın yetkileri çok daha azdır ve semboliktir.

YASAMA ORGANININ YAPISI VE İŞLEYİŞİ

İsviçre Anayasası, yasama organının üstünlüğüne dayanan Meclis Hükümeti sistemini benimsediğini yukarıda belirttik. İsviçre’de yasama organı olan Federal Meclis, Milli Meclis ve Devletler Meclisi olmak üzere iki meclisten oluşup, en büyük siyasi otoriteye sahiptir. Bu meclisler yetkileri bakımından birbirine eşit olup, birlerine herhangi bir üstünlükleri yoktur. Meclisler çoğunlukla ayrı ayrı ve müştereken toplanarak karar alırlar. Meclisler tarafından alınan kararlar halk tarafından değerlendirilmeye tabi tutulabilmektedir. Böylelikle İsviçre’de, Meclis Hükümeti sistemi mükemmel bir şekilde yıllarca uygulanmaktadır.

Milli Meclis ve Devletler Meclisi, her yıl kendilerine yeni başkan seçerler ve yılda dört kez Federal Meclis adıyla toplanırlar. Devletler Meclisi’nde her iki kanton iki üye ile temsil edilmektedir. Milli Meclis ise, nüfus esasına göre seçilen üyelerden meydana gelmektedir. Bir tasarının kanun haline gelebilmesi için, eşit hak ve yetkilere sahip olan her iki meclis tarafından onaylanması gerekir.

YÜRÜTME ORGANININ YAPISI VE İŞLEYİŞİ

Milli Meclis ve Devletler Meclisi tarafından oluşan Federal Meclis, yürütme görevini icra etmek için Federal Konsey’i seçerler. Federal Konsey’in yedi üyesi, bir yasama dönemi olan dört yıl için seçilirler. Bu yedi kişiden biri, Federal Meclis ortak toplantısında bir yıllığına Federal Konsey başkanlığına, yine içlerinden biri de, Federal Konsey başkan yardımcılığına seçilir. Federal Konsey başkanı aynı zamanda sembolik yetkili bir devlet başkanı konumundadır. Bu Konsey içinde başkan ile diğer bakanlar arasında yetki ve görev bakımından bir fark bulunmamaktadır. Başkan eşitler arası birinci konumundadır.

Federal Konsey üyesi olan bakanlar, dört yıllık yasama dönemi ile sınırlı olarak bu göreve seçilirler ve aralarında siyasi görüş farklılığı olup olmadığına bakılmaz. Bundan dolayı, bu Konsey, türdeş bir organ niteliğine sahip değildir. Federal Konsey hukuki açıdan meclislerin aldığı kararları icra etmekle yükümlüdür. Federal Meclis yürütme organına direktif verebilir, onun aldığı kararları değiştirebilir veya reddedebilir. Federal Konsey her yıl faaliyetler ile ilgili rapor sunar. Federal Meclis bu rapora göre, hükümete ihtiyaç duyduğu önerileri yapar ve emir verir. Bu açıdan, İsviçre’de yürütmenin tamamen yasamaya bağımlı olması, bu sistemin bir özelliğini teşkil etmektedir. Buna karşılık, Gözler’e göre, yürütme organının yasama organı tarafından görevinden alınamaması dolayısıyla, yürütme organının yasama organına bağımlı olduğunu, yani meclis hükümeti sisteminin oluşmadığını ileri sürmektedir.

Federal Konsey’in seçimi genel olarak Federal Meclis’in seçiminden iki veya üç hafta sonra yapılır. Bu tarih ise, Aralık ayının ikinci veya üçüncü haftasına denk gelmektedir. Bakanlar da aynı gün sırasıyla seçilirler. Bakanların seçilmesi için salt çoğunluk aranır. Bu seçim ise şu şekilde yapılır: Federal Meclis’teki her üye seçmek istediği adayın ismini oy pusulasının üstüne yazarak, reyini bir kupanın içine atar. Birinci turda hiç kimse seçilemez ise oylamaya devam edilir. Üçüncü turdan sonra yine kazanan çıkmaz ise, birbirine en yakın oy alanlar tekrar aday olarak gösterilirler. Bu durum salt çoğunluk sağlanana kadar devam eder. Seçilen her bakanın farklı kantonlardan olması gerekir. Uygulamada bakanlar, Katolik ve Protestanlara bağlı ana lisan gruplarının temsilcisi olarak partilerden seçilirler. En büyük ve kalabalık kantonlardan olan Zürich ve Bern kantonlarından birer kişi, Fransız İsviçre’sinden ise iki bakan seçilmesi bir anayasal teamül haline gelmiştir. Buna benzer bir anayasal teamül daha vardır ki, oda yerinde kalmak isteyen bakanın tekrar seçilmesidir. Bundan dolayı, pratikte bir veya iki bakan, seçilen yeni bakanlar tarafından doldurulmaktadır. Diğerleri ise, ekseriyetle önceki bakanlardan oluşmaktadır. Federal Konsey’de görev yapan bakanların kişisel ilişkileri nedeniyle onların uzun süre iş başında kalmaları mümkün olmaktadır. Örnek verecek olursak, bakan Motta 1911 – 1940 tarihleri arasında görevinde kalmıştır. Bu teamül nedeniyle görevlerini sürdürmek isteyen bakan için yapılan seçimler tamamen formaliteden ibarettir. Yapılan seçimler yeni aday olan bakanlar bakımından önem taşımaktadır ve dolayısıyla yeni bakan adayları açısından kamuoyunun dikkati çekilmektedir. Çeşitli zamanlarda Federal Konsey üyelerinin seçilmesinin halk tarafından yapılması teklif edilmesine rağmen, 1900 ve 1942 yapılan referandumlar neticesinde reddedilmiştir.

İsviçre’de yürütme organı, yasama organı karşısında ikinci planda yer almaktadır. Bu sistemde, yürütme tam bağımsızlığa kavuşmamış olup, yasama organının hizmetindedir. Buradaki hizmetten anlaşılması gereken ise, Federal Konsey’in, Federal Meclis’in bir bürosu niteliğinde olduğudur. Yürütme organı tarafından icra edilen işler, yasama organının denetimine tabidir. Bu denetim ise iki şekilde gerçekleşir. İlk olarak anayasal metod, ikinci olarak ise, politik partilerin resmi olmayan metodudur. Bu durum, anayasal denetimde çok açık değildir. Yasama, yürütmeye soru sorar ve yürütmede bu sorulara cevap verir. Yürütme

bu sorulara tatmin edici cevaplar veremez ise çekilmek zorunda değildir. Ancak, konumunu meclisten alacağı emirlere göre yeniden tasarlar ve meclisin talimatlarına uyar. Bu durum, Meclis Hükümeti sisteminin bir sonucudur. Bundan hariç olarak, meclisler bütçeyi de kontrol ederler. Diğer yandan, İsviçre Parlamentosu’ndaki sistem, Kıta Avrupası’ndaki sistemlerden farklı yönleri bulunmaktadır. Örneğin, İngiltere’de Parlamento, zamanının beşte ikisini kanun yapmaya harcar iken, İsviçre Parlamentosu zamanının beşte dördünü kanun yapmaya ayırmaktadır. İsviçre’deki parlamenterlerin asli vazifesi kanun yapmak ve kabineyi denetlemektir. Bundan dolayı yürütme, parlamentoda çok etkili olamamaktadır. Partilerin resmi olmayan denetim metodu ise, parlamento dışında yapılan denetimdir. Bu denetim ise, referandum ve halk teşebbüsü şeklinde gerçekleşmektedir.

İsviçre Anayasası birden çok kuvveti Federal Meclis’te bir araya getirmiştir. Yürütme organı, ordu işlerinde, dış ilişkilerde ve kamu idaresinde yapılacak işler için önceden veya sonradan yasama organından izin alması gerekir. Yürütme organı, yasama organına yapılan işler hakkında ve genel durum bakımından yıllık rapor verir. Bu raporlar isteğe bağlı olarak yıl içinde de alınabilir.

Yürütme organı, görevleriyle ilgili işlerde herhangi bir baskı mekanizmasına sahip değildir. Yasama organı tarafından, yürütme organına verilen yetkiler kararnamelerle olmaktadır. İsviçre Anayasasına göre, yürütme organının kararname çıkarma yetkisi bulunmamaktadır; kararnameler yasama organı tarafından çıkarılmaktadır. Yürütmenin asıl görevi yasama organının iradesine uygun davranmaktır.

Federal Konsey üyelerinin parlamentoya karşı ortak sorumlulukları bulunmamaktadır. Ayrıca, bugüne kadar Federal Konsey’in toplu şekilde istifa ettiği de görülmemiştir. Bu Konsey’in parlamentoya kanun teklif etme yetkisi bulunmaktadır. Bu teklif, parlamento tarafından reddedildiği zaman hükümetin görevinden ayrılması gibi bir sorun gündeme gelmemektedir.

Federal Konsey hukuki açıdan tamamen yasamaya bağımlı olmasına karşın, uygulamada istikrarlı bir organ niteliğindedir91. Çünkü, aynı üyeler yeniden bu göreve getirilmektedirler. Hatta bu Konsey üyelerinden bazılarının yaklaşık otuz yıl görevde kaldıkları görülmektedir.

Federal Konsey içinde, bakanların kişisel olarak bir politika uygulamaları söz konusu olmamakla birlikte, daimi bir heyet şeklinde çalışmaları söz konusudur. Bu durum ise, hükümet içinde bir kişinin ileri çıkmasına engel olmaktadır. Bu Konsey içinde görüş ayrılıkları olsa dahi kararlar heyet halinde alınır. Uygulamada ise, Federal Konsey üyeleri arasında görüş ayrılıkları nedeniyle görevlerinden çekilmeleri çok istisna bir durumdur.

İsviçre’de Federal Konsey ile Federal Meclis arasında, parlamenter sistemde olduğu gibi güvenoyu, gensoru ve siyasi sorumluluk vs. bir kurum bulunmamaktadır. Bu ikisi arasında görüş ayrılığı ortaya çıktığı zaman, Federal Konsey, Federal Meclise itaat eder. Buradaki uyuşmazlıklar bozuşma ile değil, ancak uzlaşma ile çözülmektedir. Ayrıca, anayasa değişiklikleri halkoyuna sunulur veya Federal Meclis tarafından onaylanan kanunlar için belirli sayıda kanton veya vatandaşın talebi olduğu takdirde yine halkoyuna gidilebilmektedir.

YARGI ORGANININ YAPISI VE İŞLEYİŞİ

İsviçre’nin anayasal organlarından biri de Federal Mahkeme’dir.

Bu mahkemenin merkezi Lozan’da olup, üyeleri Federal Meclis tarafından dokuz yıllığına, yüksek dereceli hakimler arasından seçilir. Ayrıca, Federal Meclis’e seçilme yeteneğine sahip olan her meslek grubundan İsviçre vatandaşı da bu mahkemeye seçilebilmektedir. Ancak, uygulamaya bakıldığında genelde üyelerin hakimler arasından seçildiği görülmektedir. Federal mahkemede hukuk ve ceza davaları görülmektedir.

Federal ve kanton otoriteleri arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklar bu mahkeme tarafından çözülür. Bununla birlikte, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi nedeniyle, vatandaşlar tarafından açılan idari davalar da bu mahkemenin görev alanına girmektedir. İsviçre’de mahkemeler meclise karşı bağımsızdır. Bu mahkeme siyasi rejimi denetleme yetkisine sahip bağımsız bir yargı organıdır.

SONUÇ

Hükümet sistemleri sınıflandırılırken, yasama ile yürütme kuvveti arasındaki ilişkinin niteliği esas alınır. Yargı organının, yasama ve yürütme organına göre farklı ve bağımsız bir kuvvet olduğu bütün sistemlerde kabul edilen bir durumdur. Anayasalarında kuvvetler ayrılığı sistemini benimsemeyen veya benimsediği halde uygulamayan devletlerin siyasi rejimleri genel olarak otoriter veya totaliter niteliğe sahiptir.

Kuvvetler Ayrılığı İlkesini benimseyen hükümet sistemleri, başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemi olmak üzere üçe ayrılmaktadır. İfade edilen bu üç hükümet sisteminin ortak özelliği Kuvvetler Ayrılığı İlkesini benimsemiş olmasıdır. Kuvvetler Birliği İlkesini benimseyen hükümet sistemleri ise, meclis hükümeti sistemi, monarşi ve diktatörlüktür.

Siyaset ve anayasa teorisi bakımından hükümet sistemlerinin kuvvetler ayrılığı açısından tasnife tabi tutulması bir gelenek haline gelmiştir. Kuvvetler ayrılığının günümüz anayasa ve siyaset teorileri

açısından vazgeçilmez kılan, anayasal duyarlılıktan ziyade; kuvvetler ayrılığının araçsal işlevinden kaynaklanmaktadır. Buna karşılık, çağdaş demokrasi sistemlerinde tam kuvvetler ayrılığına dayanan bir hükümet sistemi bulunmamaktadır. Amerikan hükümet sistemi bunun kısmi bir istisnasını teşkil eder.

Kuvvetler birliği, devletin var olan üç kuvvetinin tek bir yerde toplanmasını ifade eder. Bu yer ise, duruma göre yasama organı veya yürütme organı olabilir. Devletin sahip olduğu yargı ve yürütme kuvvetleri yasama organında toplanabileceği gibi, yasama ve yargı da yürütme organında toplanabilmektedir. Kuvvetler birliği, yürütme ve yasamanın lehine olabilir. Kuvvetlerin yürütmede birleşmesi diktatörlük rejimine yol açmakta iken, yasamada birleşmesi konvansiyonel ya da meclis hükümeti sistemine neden olmaktadır. Bir organın devlet içinde güçlü olması, onun hangi organda toplanacağına bağlıdır. Güç bir yerde toplanmışsa, artık onun karşısında hiçbir güç duramaz. Dolayısıyla, tüm güçler tek bir yerde birleştiği için toplumun hür olması hukuken ve fiilen mümkün olamamaktadır. Sistem içinde güçler nerede toplanmış ise, tabiri deyimiyle oranın diktatörü haline gelir. Bunun tek istisnası İsviçre’dir İsviçre dışındaki diğer bütün devletlerde kuvvetlerin bir yerde toplanması diktatörlüğe neden olmuştur. Örnek verecek olursak, Hitler Almanya’sı, Musolini İtalya’sı, günümüzde ise Suriye ve Mısır.

Hükümet sistemlerinin tasnifine bakıldığı zaman meclis hükümet sisteminin kuvvetler birliği modeli altında yer aldığı görülmektedir. Güçler ayrılığını kabul etmeyen sistemlerden biri olan hükümet sisteminde, halk tarafından seçilen bir yasama meclisinin, devletin diğer organlarına nazaran daha üstün olduğu tartışmasızdır. Ayrıca, meclisin sadece egemenliğe sahip seçmenlerin belirli aralıklarla yaptığı seçimler ile kendisini yenileme işlemine tabi olacağı bir modeli ifade etmektedir.

Meclis hükümeti sistemi (konvansiyonel sistem), yasama ve yürütme kuvvetlerini yasama organında toplamak suretiyle kanun yapmak ve uygulamak yetkilerini meclise veren sistemdir. Diğer bir ifade

ile, yasama ve yürütme güçlerinin yasama organında birleşmesi sonucunda bir hükümet sistemi olarak meclis hükümeti sistemi oluşmuştur.

Meclis hükümeti sistemini uygulayan tek ülke olan İsviçre, 1848’e kadar kantonların anlaşmasıyla kurulan bir tür konfederasyondu. Bu dönemde hazırlanan anayasa halkoyu ile kabul edilerek, Anayasa gereğince İsviçre Federasyonu kuruldu. İsviçre’de 1874 tarihinde Anayasa yürürlükten kaldırılarak yeni bir anayasa kabul edildi. Bu anayasa ise, bazı güncellemeler olsa da halen günümüzde geçerliliğini korumaktadır. Anılan Anayasa, 18 Nisan 1999’da kabul edilerek, 1 Ocak 2000’de yürürlüğe girmiştir. Bu anayasa da, bir öncekinde olduğu gibi federal yapılı bir devlet biçimi içinde meclis hükümeti sistemini kabul etmektedir.

Yarı doğrudan demokrasi ve meclis hükümeti sisteminin uygulandığı İsviçre’de yirmi iki küçük kanton bulunmaktadır. 1291 yılında üç kanton arasında yapılan anlaşma gereği onüçkantonlu bir konfederasyon idi. Her bir kantonun kendine has siyasi teşkilatı, yasama ve yargı organı bulunmaktadır. Kanton yönetimlerinin üstünde ise, merkezi (federal) devlet teşkilatı bulunmaktadır. Federal devlet, kantonlardan ayrı, fakat hukuken onlara nazaran daha üstün bir egemenliğe sahiptir. Kantonlar anayasa ile federal devletlere bağlı olup, egemenlik hakları sınırlıdır. Her kantonun Federal Anayasa’ya aykırılık teşkil etmeyecek birer anayasası ve kanunları vardır. Bu anayasa, Federal devletler arasındaki düzeni ve görev ayrımını düzenlemektedir.

Bu açıklamalar ışığında, Meclis Hükümeti sisteminin günümüz ülkeleri tarafından uygulanıp uygulanmayacağı hususu tekrar değerlendirilmeli ve üzerinde düşünülmelidir. İsviçre bu konuda diğer devletlere örnek teşkil etmektedir. Anayasa hukukçularının bu konuda siyasetçilere yol göstermesini temenni ediyoruz…

Leave a Reply

    Subscribe to our newsletter