• Ocak 31, 2024

Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği

ceza muhakamesinde uzlaştırma yönetmeliği

Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği

Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği 700 465 yel90

Uzlaştırma kurumu Türk Ceza Hukukuna ilk olarak 5237 sayılı TCK’nun 73/8. maddesinde yapılan düzenleme ile girmiştir. Daha sonra 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanun ile TCK’nun 73/8. maddesi yürürlükten kaldırılarak uzlaştırma usulünü düzenleyen CMK’nun 253, 254 ve 255. maddelerinde değişiklikler yapılmıştır.  Son olarak, 24.11.2016 tarih ve 6763 sayılı “Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 34. ve 35. maddeleri ile 5271 sayılı CMK’nun 253 ve 254. maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Özellikle yapılan bu son değişiklik ile birçok yenilik eklenmiştir. En önemlisi ise, uzlaştırma kapsamındaki suçlara tehdit, hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarının temel şekillerinin eklenmesidir. CMK’daki düzenlemeler dışında 05.08.2017 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan “Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği” ile bu konu daha detaylı şekilde düzenlenmiştir. Makalemizde ise esas olarak ele aldığımız konu, Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği üzerine bir değerlendirme yaparak olası bir değişiklik durumunda çalışmamızın faydalı olması amaçlanmaktadır. Bundan dolayı, ilgili yönetmelikte yer alan eksiklikleri, değişiklik olmasını düğündüğümüz hükümleri ve tavsiyelerimizi belirttik.

GİRİŞ

Uzlaştırma, ceza soruşturma ve kovuşturmalarının adli makamların denetiminde, fakat uzlaştırmacı aracılığıyla sonuçlandırmayı hedefleyen alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biri olan uzlaştırma, mağdur ile şüpheli/sanık arasında gerçekleştirilen ve tarafların çözüm sürecine etkili şekilde katıldığı faydalı bir kurumdur. Uzlaştırma, ceza uyuşmazlığının çözüm sürecini hızlandırma, yargı organlarının iş yükünü hafifletme, muhakeme giderlerini azaltma, onarıcı adalet sisteminin sağlanması gibi amaçlara da hizmet etmektedir.

Uzlaştırma, özel hukuk uyuşmazlıklarında uygulanan arabuluculuk kurumunun ceza muhakemesindeki karşılığıdır. Bu konuda Adalet Bakanlığı son derece titiz davranmaktadır. Bu konunun kurumsallaşması adına ve uzlaştırmanın önemine binaen Alternatif Çözümler Daire Başkanlığı kurulmuştur.

Uzlaştırma, hukuk sistemimize yeni CMK ile giren ve aslında geç kalınmış bir kurumdur. Çalışmamızda hedeflediğimiz hususlardan biri de alternatif çözüm yollarından biri olan uzlaştırma kurumunu, cezalandırıcı adalet anlayışı kapsamında değil, bilakis onarıcı adalet anlayışı kapsamında daha etkin, verimli ve işlevsel hale getirmektir.

Uzlaştırma, ülkemizin aslında içinde bulunduğu sosyal-kültürel yapı itibariyle daha yeni kabullenmeye başladığı bir kurumdur. Çünkü, uzlaştırma kurumu sadece ceza hukuku kapsamında değerlendirilecek bir konu değildir. Bu kurumun aynı zamanda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum, refah seviyesi, kültür seviyesi, eğitim-öğretim seviyesi gibi bazı faktörler ile değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Bizce, uzlaştırma kurumunun amaçlarından biri de kişilere uzlaşma kültürünü aşılamaktır. Uygulamada bu konuyu anlattığımızda şaşıran, ilk defa duyduğunu ifade eden, hukuk sistemimizde böyle yeniliklerin olması gerektiğini beyan eden kişilerle sıklıkla karşılaşmaktayız. Özellikle edim konusunda uzlaştırmacılara çok önemli bir işlev düşmektedir. Bu anlamda, para dışındaki edimlerin de olduğunun taraflara anlatılması ve para dışındaki edimlere tarafların yönlendirilerek toplumsal barışa da katkı sağlanması gerekmektedir.

Uzlaştırma kurumu ile ilgili birçok çalışma yapıldığını gördük. Bundan da bir akademisyen olarak memnun olduğumuzu ifade etmek isteriz. Böylesine önemli bir konuda meslektaşlarımızın yoğun çalışma yapması takdire şayandır. Genel olarak çalışmaları incelediğimizde Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’ne ilişkin özel bir çalışma yapılmadığını fark ettik. Bundan dolayı, böylesine önemli bir konu hakkında katkımızın olması düşüncesiyle bu çalışmayı yapmaya karar verdik.

Uzlaştırma kurumunu ülkemizde geliştirmek, yaygınlaştırmak ve ülke genelinde etkin şekilde uygulanmasına katkı sağlamak için eksik kalan bir boşluğu doldurmak istedik. Sürekli güncellenmek isteyen uzlaştırma kurumunun, ilerleyen süreçte birtakım yeniliklerle karşılaşması kaçınılmaz görünmektedir. İlerleyen süreçte yapılacak bir değişiklik için ilgili mevzuatın sağlam temellere oturması ve minimum hata içermesi gerekmektedir. Bundan dolayı, öncelikli hedefimiz Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nin eksiksiz, hatasız ve en yüksek seviyede fayda sağlayacak şekilde düzenlenmesidir. 5 Ağustos 2017 tarihli Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nde yapılacak bir değişiklikte katkımızın olması bu çalışmanın ana hedefidir.

Çalışmamızda sadece Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği’nde bulunan maddeler üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, çalışmamızın amacı ilgili Yönetmeliğin mümkün olduğu kadar hatasız bir şekilde düzenlenmesidir. Bundan dolayı, uygulamaya fazla değinmeden, konuyu sadece doktrinsel açıdan ele almaya çalıştık.

CEZA MUHAKEMESİNDE UZLAŞTIRMA YÖNETMELİĞİ’NİN BİRİNCİ BÖLÜMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

CMUY (Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği)’nin 4/1-l. maddesi açısından değerlendirme; ilgili hükümde uzlaştırmacı şu şekilde tanımlanmıştır: “Şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar gören arasındaki uzlaştırma müzakerelerini yöneten, Cumhuriyet savcısının onayıyla görevlendirilen avukat veya hukuk öğrenimi görmüş kişiyi” ifade eder. Söz konusu tanımda avukat ifadesi anlaşılmakla birlikte, hukuk öğrenimi görmüş ifadesi muğlak kalmıştır. Hukuk fakültesi mezunları yanında hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim yapmış olanlar görevlendirilebilmektedir. Ayrıca, müfredatında Anayasa Hukuku, Ceza Hukuku (Genel Hükümler), Ceza Hukuku (Özel Hükümler), Ceza Muhakemesi Hukuku, Hukuk Başlangıcı/Hukuka Giriş/Hukukun Temel Kavramları/Temel Hukuk, Ticaret Hukuku, İş Hukuku, Borçlar Hukuku derslerinden en az ikisini görmüş olmak gerekmektedir. İlgili tanımda hukuk öğrenimi görmüş ifadesinden yukarıda bahsedilen fakültelerden mezun olup, saymış olduğumuz en az iki hukuk dersini alan kişiler anlaşılmaktadır. Doktrinde hukuk öğrenimi görmüş ifadesinden ne anlaşılması gerektiğinin belirsiz olduğu yönünde eleştiriler mevcuttur . Biz de yapılan bu eleştirilere katılmaktayız. Bu ifadenin daha açık ve anlaşılır şekilde Yönetmelikte düzenlenmesi isabetli olacaktır. Çünkü, Yönetmelik 48/3-ç. maddesinde yer alan “hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren” ifadesinin kanun ile çeliştiğini düşünüyoruz.

CMUY’nin 4/1-n. maddesinde uzlaşma belgesi şu şekilde tanımlanmıştır: “Uzlaştırmacı görevlendirilmeden önce veya uzlaşma teklifinin reddedilmesinden sonra tarafların uzlaşmaları sonucunda aralarında düzenlemiş oldukları belgeyi” ifade eder. Söz konusu tanımdan anlaşılacağı üzere, bir dosyaya uzlaştırmacı atanmadan önce de taraflar bir araya gelip uzlaşma belgesi düzenleyebilir. Dolayısıyla, dosyaya önce uzlaştırmacı atanması şart değildir. Ancak, özellikle soruşturma evresinde, dosya uzlaştırmadan sorumlu Cumhuriyet savcısının önüne geldikten sonra doğrudan büro aracılığıyla uzlaştırmacıya gönderilmektedir. Bundan dolayı, arada zaman aralığı kalmadığı veya çok az kaldığı için tarafların bu haklarını kullanması fiilen mümkün olmayacaktır. Özetle, tanımda yer alan “uzlaştırmacı görevlendirilmeden önce” ifadesinin istisnai veya az rastlanır olduğu ifade edilebilir.

CEZA MUHAKEMESİNDE UZLAŞTIRMA YÖNETMELİĞİ’NİN İKİNCİ BÖLÜMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

CMUY’nin 6/1-e. maddesine göre uzlaştırmacı taraflardan biriyle herhangi bir kişisel veya iş ilişkisinin bulunması, uzlaştırmanın sonucuna yönelik doğrudan veya dolaylı, malî veya diğer menfaatinin bulunması ya da taraflardan biri için uzlaştırma dışında bir yetkiyle görev yapması gibi bağımsızlığı veya taraflarla arasındaki menfaat çatışmasını etkileyebilecek ya da bu izlenimi verebilecek durumları açıklamadan görev yapamaz veya göreve devam edemez. Burada önemli olan durum, uzlaştırmacının söz konusu hususları açıkladığı takdirde görev yapabilip yapamayacağı meselesidir. İlgili hüküm tersinden yorumlandığında, uzlaştırmacı tarafından bu hususların açıklanması halinde görev yapabileceği şeklinde anlaşılmaktadır. Ancak, bu hükmün Yönetmeliğin 28. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Yönetmeliğin 28. maddesine göre, Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı hâller ile reddi sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak dikkate alınır. CMK’nun 22. maddesinde hâkimin davaya bakamayacağı haller (örneğin, evlilik, vesayet, kayyımlık ilişkisi, altsoy-üstsoy, evlatlık vs.) ile CMK’nun 24. maddesinde hâkimin reddi sebepleri düzenlenmiştir. CMUY’nin 6/1-e. maddesi, tarafsızlığı şüpheye düşürecek durumları düzenlemiştir. Yani, CMK’nun 24. maddesinin uygulama alanına dâhil olmaktadır. CMK’nun 24. maddesi kapsamında, örneğin nişanlılık, kira ilişkisi, ihsası- rey, alışveriş vb. durumlar tarafsızlığı şüpheye düşüren sebep olarak kabul edilmektedir. Ancak, CMUY’nin 6/1-e. maddesinden, uzlaştırmacının tarafsızlığı şüpheye düşüren sebepleri açıkladığı takdirde görev yapabileceği ve reddi istenemeyeceği gibi bir sonuç çıkmaktadır. Böyle bir durumda, CMUY’nin 6/1-e. maddesi, hem aynı CMUY’nin 28. maddesi ile hem de CMK’nun 24. maddesi ile çelişmektedir. Kanaatimizce, tarafsızlığı şüpheye düşüren bir sebep varsa, uzlaştırmacı bunu açıklasa dahi kendiliğinden göreve devam edememelidir. Taraflardan herhangi biri tarafsızlığı şüpheye düşüren sebep için ret isteminde bulunduğu takdirde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinin yönetmelikte düzenlenmesi gerekir.

CMUY’nin 7/4. maddesine göre, birden fazla suç olmasına rağmen kanunda tek ceza öngörülen hâllerde her suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılır. İlgili hükümden de anlaşılacağı üzere, burada suçların içtimaı konusundan bahsedilmektedir. TCK’da ana kuralın (gerçek içtima) üç tane istisnası bulunmaktadır. Bunlar; TCK’nun 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç, TCK’nun 43. maddesinde düzenlenen zincirleme (müteselsil) suç ve TCK’nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtimadır.

TCK’nun 42. maddesinde bileşik suç düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre, “Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.” Söz konusu düzenlemede, bileşik suçun bir tanımlama şeklinde düzenlendiği görülmektedir. Bileşik suçun her iki görünüm şeklinde de sonuç olarak tek suç olduğu için, CMUY’nin 7/4. maddesinde yer alan “birden fazla suç olmasına rağmen” şartını sağlamamaktadır. Bundan dolayı, CMUY’nin 7/4. maddesinden bileşik suç düzenlemesi anlaşılmamaktadır.

TCK’nun 43. maddesinde zincirleme suç düzenlemesi yer almaktadır. Birinci fıkraya göre, “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” CMUY’nin 7/4. maddesine bakıldığı zaman, birden fazla suç olmasına rağmen kanunda tek ceza öngörülür ifadesi ile zincirleme suçu kastettiği ifade edilebilir. Bu kısma kadar herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Ancak, her suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılır ifadesinin nasıl uygulanacağı önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimizce, burada zincirleme suçun şartları sağlandığı takdirde mağdura seçimlik hak tanımak yerine (ya tüm suçlar için uzlaş ya da hiçbiri için uzlaşma), mağdur seçim konusunda serbest bırakılmıştır. Yani, mağdur zincirleme suç kapsamına giren suçlardan istediği ile uzlaşabilir, istemediği ile uzlaşmayabilir. Zincirleme suçun şartlarını dikkate aldığımızda, yönetmelik ile TCK’nun 43. maddesinin çatıştığı da görülmektedir. Çünkü, bu durumda zincirleme suçu oluşturan suçları ayrıştırmış, yani parçalamış olmaktayız. Bu ise, kabul edilebilir bir durum değildir. Örneğin, A, B’nin evine üç gün üst üste girerek hırsızlık suçunu işlemiştir. Bu örnekte, zincirleme suçun maddi şartlarının sağlandığı görülmektedir. Böyle bir durumda, mağdur üç suçtan istediği ile uzlaşıp, istemediği ile uzlaşmayabilir. Tabi ki, aynı husus şüpheli/sanık tarafı için de geçerlidir. Bundan dolayı, farklı kombinasyonların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Burada asıl cevaplandırılması gereken soru, örneğin, tarafların üç suçun ikisi ile uzlaşmayıp, biri ile uzlaşmak istediği durumda uzlaştırmacının nasıl ücret alacağıdır. Böyle bir durumda kanaatimizce, bir tane dahi olumlu uzlaştırma olduğu için uzlaştırmacı olumlu uzlaştırmaya göre ücret almaya hak kazanmıştır. Diğer bir husus da böyle bir durumda kaç adet rapor hazırlanacağıdır. Örneğin, yukarıdaki örnekten hareket edecek olursak, üç ayrı rapor mu hazırlanacak, yoksa tek bir raporda bu durumların hepsi ayrı ayrı mı belirtilecektir. Kanaatimizce, hatalı da olsa zincirleme suçu parçaladığımız için her suç için ayrı ayrı rapor hazırlanması gerekmektedir. TCK’nun 43/2. maddesi  açısından değerlendirecek olursak; yönetmelikte yer alan birden fazla suç olmasına rağmen şartı sağlanmayacağından dolayı, burada uygulama alanı olmayacağını düşünmekteyiz.

TCK’nun 44. maddesinde fikri içtima düzenlemesi yer almaktadır. CMUY’nin 7/4. maddesinden fikri içtima konusunun anlaşılıp anlaşılmadığı belirsizdir . Bu hususu iki aşamalı şekilde değerlendirmek gerekmektedir. Birden fazla suç olmasına rağmen kanunda tek ceza öngörülür kısmına kadar fikri içtima uygun gözükmektedir. Ancak, her suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılır kısmı ile uyumlu değildir. Bundan dolayı, kanaatimizce CMUY’nin 7/4. maddesinden fikri içtima kurumu anlaşılamayacaktır.

CMUY’nin 7/5. maddesine göre, uzlaştırmanın sonuçsuz kalması hâlinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez. Her dosya için bir kez uzlaştırmacı/uzlaştırmacılar atanmaktadır. Eğer müzakere olumsuz sonuçlanmış ise, tekrar aynı dosya için uzlaştırmacı/uzlaştırmacılar atanmamaktadır. Ancak, uzlaştırmacı/uzlaştırmacılar tarafları uzlaştıramazlar ise, taraflar daha sonra bir araya gelerek uzlaşma belgesi hazırlamak suretiyle uzlaşabilmektedirler. Bu ifadeden, bundan sonra hiçbir şekilde uzlaşma olmayacak şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak, bu eleştirileri isabetli bulmuyoruz. Çünkü, ilgili hükümde zaten tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez demektedir. Eğer, tekrar uzlaşma yoluna gidilemez denseydi hatalı bir ifade olacaktı. Dolayısıyla, ilgili hükümde hata veya eksik olduğu söylenemez. Bu haliyle isabetli bir düzenleme olduğu ifade edilebilir.

CMUY’nin 7/6. maddesine göre, uzlaşmanın sağlanması hâlinde, soruşturma veya kovuşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Gerek soruşturma evresinde gerekse kovuşturma evresinde edimin takside bağlanması, ileri tarihe bırakılması veya süreklilik arz etmesi halinde, söz konusu edim yerine getirilmez ise tazminat davası açılıp açılamayacağı hususu üzerinde durmak gerekir. Böyle bir durumda tazminat davası açılıp, ödenen miktarın hükmedilecek tazminattan düşüleceği şeklinde düşünülebilir ise de kanaatimizce ilamlı icra takibi yapılabileceği için ayrıca tazminat davası açılamayacaktır. Dolayısıyla, bir nevi kısmi tazminat davası dahi gündeme gelmeyecektir. Ancak, mağdur suç işlendikten sonra, ama uzlaşma gerçekleşmeden önce hukuk mahkemesinde tazminat davası açmış ise, bu takdirde mağdur avukatı için yaptığı ödemeyi de kararlaştırılan edime dâhil edebilir .

17.10.2019 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesine göre, CMK’nun 253/1-3-12. fıkralarına bazı eklemeler yapılmıştır. Buna göre; “(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:

a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.

b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),

2. Taksirle yaralama (madde 89),

3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),

4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),

5. İş ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi), 

6. Hırsızlık (madde 141),

7. Güveni kötüye kullanma (madde 155), 

8. Dolandırıcılık (madde 157),

9. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (madde 165), 

10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),

11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239), suçları.”

(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek cümle: 26/6/2009 – 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.

(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez uzatabilir.”

Değişiklik ile birlikte uzlaşma kapsamındaki suç sayısında artışa gidilmiştir. Bu kanun ile üç yeni suç tipi (İş ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi), güveni kötüye kullanma (madde 155), suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (madde 165)) eklenmiştir.

CMUY’nin 8/5. maddesine göre, soruşturma ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemez. TCK’nun 130/2. maddesine göre; “Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla hapis cezası ile cezalandırılır.” Bu düzenlemeye göre ölmüş bir kişinin cesedine karşı da TCK’nun 105. maddesi hariç, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda yer alan fiillerin gerçekleştirilmesi suç olarak düzenlenmiştir. Yönetmelikte istisnalar düzenlenirken TCK’nun 130/2. maddesinin gözden kaçırıldığını düşünmekteyiz. Bundan dolayı, ölmüş bir kişiye karşı tahrik edici fiillerin gerçekleştirilmesi uzlaşma kapsamındadır. Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar istisna kapsamında kalmasına rağmen, söz konusu düzenlemenin uzlaşma kapsamına olması, Yönetmeliğin kendi içerisinde çelişki yaratmaktadır.

CMUY’nin 8/5. maddesine göre, şüpheli ya da sanık tarafından uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmesi halinde, uzlaştırma yoluna gidilemez. 17.10.2019 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesine göre, CMK’nun 253/3. fıkrasına göre, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Böylelikle söz konusu şart sadece aynı mağdura karşı olduğu takdirde söz konusu olacaktır. Bu hükme göre, örneğin mala zarar verme (TCK m. 151) ve nitelikli yaralama (TCK m. 87) suçları aynı mağdura karşı birlikte gerçekleştirilir ise, nitelikli yaralama suçu uzlaştırma kapsamında olmadığı için mala zarar verme suçunu da uzlaştırmaya götüremiyoruz. Ancak, CMUY’nin 10/3. maddesinde bu hususa ilişkin bir olasılıktan bahsedilmiştir. Buna göre, uzlaştırma kapsamına giren bir suç, uzlaştırma kapsamına girmeyen bir başka suçla birlikte işlenir ve bu kapsama girmeyen suç hakkında takipsizlik (kovuşturmama) kararı verilir ise, bu karara karşı itiraz süresinin geçmesi veya itirazın reddedilmesi üzerine dosya uzlaştırma bürosuna gönderilmektedir. Görüleceği üzere, soruşturma evresinde söz konusu ihtimal gerçekleştiği takdirde dosya uzlaştırma kapsamına alınacaktır. Kovuşturma evresinde uzlaştırmaya tabi olmayan suç kanun değişikliği nedeniyle kapsama alınırsa, hepsi birden uzlaştırmaya gidilebilecektir. CMUY’nin 22. maddesinde kovuşturma evresinde uzlaştırma usulünün uygulanacağı durumlar düzenlenmiştir. Öncelikle, CMUY’nin 8/5. maddesine bakıldığında sanık ifadesinin yer aldığını görüyoruz. Dolayısıyla buradan çıkan sonuç, söz konusu hükmün kovuşturma evresinde de uygulanacağıdır. Ancak, CMUY’nin 22. maddesinde düzenlenen istisnalar arasında bu hususa yer verilmemiştir. Başka bir ifade ile, yönetmelikte kovuşturma evresinde uzlaştırma hükümleri arasında, uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olduğu ve kapsama girmeyen suç hakkında düşme veya beraat kararları verildiği hâllerde dosya büroya gönderilir şeklinde bir ifadeye yer verilmemiştir. Bu hususta yönetmelikte bir boşluk olduğunu ve görüşümüz doğrultusunda bir düzenlemenin yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Kovuşturma evresinde uzlaştırmaya tabi olmayan suç hakkında (örneğin, TCK m. 87 nitelikli yaralama) beraat kararı verildiği takdirde, uzlaştırma kapsamındaki suç için uzlaştırmaya gidilebileceği hususu üzerinde durmak gerekir. Ancak, beraat kararı için istinaftan gelecek kararın beklenip beklenmeyeceği değerlendirilmelidir. Kanaatimizce, kovuşturma evresi hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceğinden dolayı, beraat kararına karşı istinafın kararı beklenmelidir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin bir kararına göre, kovuşturma evresinde uzlaştırma kapsamındaki bir suç ile bu kapsamda olmayan bir suçun görüldüğü yargılamada, hâkimin uzlaştırma kapsamında olan suçla ilgili olarak dosyayı soruşturma bürosuna göndermesi ya da tefrik kararı vermesi halinde uzlaştırma kapsamında olmayan suç açısından ihsası reyde bulunduğundan bahsedilmesi söz konusu değildir .

CEZA MUHAKEMESİNDE UZLAŞTIRMA YÖNETMELİĞİ’NİN ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

CMUY’nin 10/2. maddesine göre, soruşturmaya konu suçun uzlaştırmaya tâbi olması ve iddianame düzenlenmesi için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı dosyayı Ek-1’de yer alan gönderme kararı ile büroya gönderir. CMUY’nin 11. maddesine göre ise, uzlaştırmadan sorumlu Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan inceleme sonucunda; a) Büroya gönderme kararında kabul edilen fiilin uzlaştırma kapsamında olmadığının anlaşılması, b) Gönderme kararına konu olan dosya içeriğinden şüpheli hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphenin tespitine yönelik, suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan deliller toplanmadan dosyanın büroya gönderildiğinin anlaşılması, hâllerinde dosya, Ek-2’de yer alan iade kararı ile soruşturma bürosuna geri gönderilir. Peki, Ek-2’deki iade kararı ile dosya soruşturma bürosuna gönderdikten sonra ikinci kez Ek-1’deki gönderme kararı ile dosya uzlaştırma savcısına gönderilebilir mi? Başka bir ifade ile, örneğin uzlaştırma savcısı yeterli şüphe olmadığına kanaat getirip iade ettikten sonra, soruşturma savcısı yeni ve somut delil toplayarak yeterli şüpheye ulaşır ise, dosyayı ikinci kez uzlaştırma savcısına gönderebilecek midir? Diğer ihtimalde ise, uzlaştırma savcısı gerçekten suçun uzlaşma kapsamında olmadığını tespit ederek iade etmiş ise, daha sonra soruşturma savcısı buna itiraz edebilir mi veya kendisini haklı görerek ikinci kez uzlaştırma savcısına gönderebilir mi? Kanaatimizce, burada her iki ihtimale göre cevap farklı olacaktır. Öncelikle ifade etmek gerekir ise, her iki sorunun cevabı da ilgili yönetmelikte bulunmamaktadır. Ancak, iade sebeplerine göre farklı durumların ortaya çıkacağını düşünmekteyiz. Yeterli şüphe derecesine varılamadığı için iade edilmiş ise ve bunun neticesinde soruşturma savcısı yeni ve somut delil toplayarak yeterli şüphe derecesine ulaşmış ise, bizce ikinci kez de Ek-1’deki gönderme kararı ile dosyayı uzlaştırma savcısına gönderebilmelidir. Buna karşılık ikinci ihtimalde ise, yani suçun gerçekten uzlaşmaya tabi olmayan suçlardan biri olduğu tespit edildiği için iade edilmiş ise, artık soruşturma savcısı ikinci kez Ek-1’deki gönderme kararı ile dosyayı uzlaştırma savcısına gönderememesi gerektiği kanaatindeyiz. Çözüm yolu olarak, Başsavcıdan veya başsavcı vekilinden bu konu hakkında görüş istenebilir.

CMUY’nin 12/5. maddesine göre, uzlaşma teklifi suçun işlendiği tarihten itibaren bir aylık süre geçmeden yapılamaz. Bu hükmü bir aylık süre geçmeden dosyanın uzlaştırmacıya yollanamayacağı şeklinde mi değerlendirmek gerekiyor, yoksa dosya bir aylık süre zarfında uzlaştırmacıya verilebilir fakat uzlaştırmacı uzlaşma teklifinde bulunamaz şeklinde mi değerlendirmek gerekiyor? Bir aylık sürenin mahiyetinin ne olacağı sorusunu cevaplamak gerekmektedir. Kanaatimizce, lafzi yorum yapılırsa, dosya uzlaştırmacıya bir aylık süre geçmeden verilebilir, fakat uzlaştırmacı uzlaşma teklifinde bulunamaz şeklinde anlaşılmaktadır. Örneğin, suçun işlendiği tarihten üç hafta sonra dosya uzlaştırmacıya gelebilir, fakat uzlaşma teklifinde bulunmak için uzlaştırmacı bir hafta daha bekleyecektir. Bu bir haftalık süre de otuz gün olan uzlaştırma süresinden düşecektir. Bu haliyle bakıldığında, lafzi yorum değil, amaçsal yorum yapılması gerekmektedir. Kanaatimizce, burada yer alan bir aylık süreyi dosyanın uzlaştırmacıya verilmesi için geçecek olan süre şeklinde değerlendirmek isabetli olacaktır. Aksi halde, uzlaştırmacının süre yönünden hak kaybına uğrama olasılığı bulunmaktadır. Dolayısıyla ilgili hükmü, “dosyanın uzlaştırmacıya gönderilmesi suçun işlendiği tarihten itibaren bir aylık süre geçmeden yapılamaz” şeklinde düzeltilmesinin isabetli olacağını düşünmekteyiz.

CMUY’nin 17/1-2. cümlesine göre, bu süre içerisinde sonuçlandıramazsa durumu açıklayan bir dilekçeyle büroya başvurması hâlinde bürodan sorumlu Cumhuriyet savcısının onayını almak koşuluyla uzlaştırma bürosu bu süreyi en çok yirmi gün daha uzatabilir.

17.10.2019 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesine göre, CMK’nun 253/12 nolu bendinde değişiklik yapılarak, yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez uzatılabileceği kabul edilmiştir. Böylelikle uzatma süresi toplamda kırk güne kadar verilebilecektir.

Yukarıda bahsedilen değişiklik ile birlikte üzerinde durulması gereken birinci durum, örneğin uzlaştırmacı otuz gün içinde sonuçlandıramadı ve ek süre talep etti. Bunun sonucunda, ilgili hükümde her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez ek süre verilir dendiği için, örneğin on günlük bir ek süre verilmiş olsun. Uzlaştırmacı bu on günlük sürede de işlemleri yetiştiremezse ikinci kez ek süre talebinde bulunabilir mi? Başka bir ifadeyle, ek yirmişer günlük süre dolana kadar uzlaştırmacı istediği kadar talepte bulunabilir mi, yoksa ek süre talebi sadece bir kez mi yapılacaktır? Kanaatimizce, burada amaçsal yorum yapılacak olursa iki kez yirmi günlük süre dolana kadar istenildiği kadar süre uzatma talebinde bulunulabilmelidir.

Cevaplandırılması gereken ikinci durum ise, ilgili hükümde yirmişer günlük süre uzatma kararını Cumhuriyet savcısı mı, yoksa uzlaştırma bürosunun mu vereceği sorusudur. Çünkü, düzenlemeden doğrudan Cumhuriyet savcısı tarafından süre uzatılacağı sonucu çıkmamaktadır. Yukarıda görüldüğü üzere, “… Cumhuriyet savcısının onayını almak koşuluyla uzlaştırma bürosu bu süreyi… uzatır.” ifadesi yer almaktadır. Bu ifadeden sanki iki işlem varmış gibi yorumlanmaktadır. Yani, ilk işlem Cumhuriyet savcısının onayı, ikinci işlem ise uzlaştırma bürosunun uzatma kararı şeklinde ayrı ayrı aşamalardan geçildiğidir. Buradaki belirsizliğin çözümü CMUY’nin 40/1-e ve CMUY’nin 40/2-f maddelerinde bulunmaktadır. Bu maddelere bakıldığında Cumhuriyet savcısının onayı ile uzlaştırma bürosu uzatma kararı vermeye zorunlu olduğu, başka bir ifadeyle inisiyatifinde olmayan bir durumun olduğu sonucu çıkmaktadır. Dolayısıyla, ek yirmişer günlük sürenin uzatılması kararı konusundaki düzenlemede herhangi bir hata veya eksik söz konusu değildir. Bu konuda gelen eleştirileri de yersiz bulmaktayız.  

CMUY’nin 17/2. maddesine göre, uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler. Görüleceği üzere, yönetmelikte iddianamenin kabulü tarihi değil, iddianamenin düzenlendiği tarih esas alınmıştır. Bunun sebebi ise, CMK ile getirilen yeniliklerden biri olan iddianamenin iadesi  kurumudur. Artık yeni sistemde Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen iddianame mahkeme tarafından otomatik olarak kabul edilmediği için çift aşamalı bir sistemin geldiği ifade edilebilir. İlgili hükümde iddianamenin düzenlendiği tarih ile iddianamenin kabulü tarihi arasındaki zaman diliminde tarafların bir araya gelerek uzlaşmak istemeleri kabul edilmemiştir. Söz konusu hükümde geçen iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar ifadesini, iddianamenin mahkemeye verildiği tarih olarak anlamak gerekecektir. Çünkü, iddianame olarak adlandırılan belge mahkemeye verildiği tarihte asıl niteliğini kazanmaktadır . İddianame düzenlenene kadar bir araya gelerek uzlaşmayan tarafların, iddianame iade edildiği takdirde bu haklarını kullanıp kullanamayacakları önemli bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimizce, böyle bir ihtimalde kovuşturma evresine henüz geçilmediği için, başka bir ifadeyle mahkeme tarafından iddianamenin kabulü kararı verilmediği için ara muhakeme evresinde de tarafların bir araya gelerek uzlaşabileceğini düşünmekteyiz.

CMUY’nin 20/1. maddesi  ve CMUY’nin 27/1. maddesi  açısından; her iki düzenlemede de edimin def’aten yerine getirilmesi hususu düzenlenmiştir. Tekrar olmaması adına kovuşturma evresinde uzlaştırma bölümünde aynı konu açıklanmayacaktır. Üzerinde durmak istediğimiz konu ise, her iki düzenlemede de edimsiz uzlaşmanın hukuki sonucunun düzenlenmemesidir. Bu hususun düzenlenmesinin daha isabetli olacağı kanaatindeyiz. Ancak, evleviyet ilkesi gereğince def’aten edimin yerine getirilmesine bağlanan sonucun edimsiz uzlaşma durumunda da uygulanması gerekecektir. Dolayısıyla, hatalı bir durumun olmadığını düşünmekteyiz.

CMUY’nin 20/2. maddesi ve CMUY’nin 27/2. maddesi açısından, her iki düzenlemeye bakıldığından CMK 171.  ve 231. maddelerindeki  şartlar aranmaksızın ifadesinin bulunduğu görülmektedir. Hem soruşturma evresinde hem de kovuşturma evresinde edim kararlaştırılır ve kararlaştırılan bu edim ileri bir tarihe bırakılırsa veya taksitler halinde ifa edilecekse ya da süreklilik arz edecekse üst sınırın ne kadar olacağı husususun incelenmesi gerekmektedir. Bu durumda iki ihtimal üzerinde durulabilir. Birincisi, kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarındaki denetim süresinin beş yıl yerine edim süresi esas alınabileceğidir. Bu ihtimal de şu gibi sakıncalar bulunmaktadır: öncelikle CMK 171. ve 231. maddelerinde düzenlenen kurumların sistemine zarar gelebilir. Ayrıca, mağdurun hayatı boyunca sürecek bir edimin takibinin nasıl olacağı hususu tartışmaya yol açacaktır. İkincisi ise, edimin süreklilik arz etmesi durumunda, beş yıl geçtikten sonra edim ifa edilmezse, mağdur tarafından ilam hükmünde olan uzlaştırma raporu vasıtasıyla icra-iflas kanunu kapsamında alacağını tahsil edebilir .

Soruşturma evresinde edimin takside bağlanması, ileri tarihe bırakılması veya süreklilik arz etmesi halinde, edimin yerine getirilip getirilmediğinin takibi büro tarafından yapılacaktır. Ancak kovuşturma evresinin hukuki sonuçlarında ise, aynı durumda edimin kimin tarafından takip edileceği düzenlenmemiştir. Bir görüşe göre, kovuşturma evresinde edimin takside bağlanması, ileri tarihe bırakılması veya süreklilik arz etmesi halinde, edimin yerine getirilip getirilmediğinin takibi infaz savcılığı tarafından yapılacaktır . Kanaatimizce bu görüş isabetli değildir. Çünkü, kovuşturma evresinde edimin takside bağlanması, ileri tarihe bırakılması veya süreklilik arz etmesi halinde mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilecektir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında kesinleşmiş bir hüküm söz konusu değildir. Dolayısıyla, kesinleşmeyen bir hükmün olduğu yerde infaz savcılığının görevinden bahsedilemez. Bu durum, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve infaz hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Yine, böyle bir durumda takibin soruşturma evresinde olduğu gibi uzlaştırma bürosu tarafından yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

CMUY’nin 20/5. maddesi göre, şüphelinin, edimini yerine getirmemesi hâlinde uzlaştırma raporu veya uzlaşma belgesi, İcra ve İflâs Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilâm mahiyetine haiz belgelerden sayılır. CMUY’nin 27/5. maddesine göre ise, sanığın, edimini yerine getirmemesi hâlinde uzlaştırma raporu ilâm mahiyetini haiz belgelerden sayılır. Anlaşılacağı üzere, soruşturma evresinde taraflarca düzenlenen uzlaşma belgesi ilam mahiyetine haiz belgelerden sayılmasına karşın, kovuşturma evresinde buna ilişkin bir ifadeye yer verilmemiştir. Ancak, kovuşturma evresinde de uzlaştırmacı tarafları uzlaştıramaz ise taraflar daha sonra bir araya gelip uzlaşma belgesi hazırlayarak en geç hüküm verilinceye kadar uzlaşabilmektedirler. Bundan dolayı, uzlaşma belgesi ifadesinin CMUY’nin 27/5. maddesine eklenmesi gerektiği kanaatindeyiz.

CEZA MUHAKEMESİNDE UZLAŞTIRMA YÖNETMELİĞİ’NİN DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

CMUY’nin 22. maddesinde kovuşturma evresinde uzlaştırma usulü düzenlenmiştir. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, uzlaştırma kurumuna kural olarak soruşturma evresinde, istisna olarak kovuşturma evresinde  başvurulmaktadır. CMUY’nin 22. maddesindeki söz konusu istisnaların anlaşılmasında güçlük çekildiğini tespit ettik.

CMUY’nin 22/1-a. maddesine göre, kovuşturma konusu suçun hukukî niteliğinin değişmesi nedeniyle uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması, halinde uzlaştırma yoluna başvurulabilir. Bu hükmün yasal dayanağı CMK 225/2. maddesidir. Bu maddeye göre, mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir. Anlaşılacağı üzere, mahkeme, Cumhuriyet savcısının düzenlenmiş olduğu iddianamedeki fiil ve fail ile bağlıdır, ancak hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Bu istisnai yola başvurabilmek için öncelikle Cumhuriyet savcısının somut olayla ilgili nitelendirmesini uzlaştırma kapsamına girmeyen bir suç açısından yapması gerekiyor ki, bundan dolayı soruşturma evresinde uzlaştırma yoluna gidilememesi gerekir. Örneğin, Cumhuriyet savcısı somut olay açısından yağma suçu olarak hukuki nitelendirme yapmış olsun. Yağma suçu uzlaştırma kapsamında olmadığı için uzlaştırmacıya gönderilmemiştir. İddianame kabul edilerek kovuşturma evresinde geçildikten sonra mahkeme suçun vasfında değişikliğe giderek, somut olayda uzlaştırma kapsamına giren bir suç (örneğin, hırsızlık) olarak nitelendirmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, Cumhuriyet savcısının iddianamede açıkça hatalı bir nitelendirme yapması bir iade sebebi değildir. Çünkü, CMK 174/2. maddesi gereği, suçun hukuki nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez. İddianamede suçun hukuki nitelendirilmesinin yapılmamış olması bir iade sebebi iken, hukuki nitelendirilmenin yanlış ve hatalı yapılması bir iade sebebi teşkil etmemektedir. Örneğimize tekrar değinecek olursak özetle, mahkeme hukuki nitelendirmeyi değiştirerek uzlaştırma kapsamında olmayan bir suçu, uzlaştırma kapsamına giren bir suç haline dönüştürürse dosya uzlaştırmacıya gönderilebilecektir.

Bu istisna açısından bir olasılık üzerinde durmakta fayda olacaktır. Örneğin, Cumhuriyet savcısının soruşturma evresinde somut olay açısından uzlaştırma kapsamına giren bir suç (örneğin, tehdit) olarak değerlendirme yaparak dosya uzlaştırmacıya gönderilmiş olsun. Dosyada iki mağdur (A ve B) ve iki şüpheli (C ve D) olduğunu kabul edelim. Mağdurlardan A’nın, şüphelilerden C ile uzlaşmayı kabul etmediğini, D ile uzlaşmayı kabul ettiğini düşünelim. B ise, her ikisiyle de uzlaşmayı kabul etmiştir. Bu durumda, CMUY’nin 7/3. maddesine  göre, uzlaştırma gerçekleşmeyecektir. Böylelikle, mağdurlardan A ve B ile şüphelilerden D açısından uzlaştırma gerçekleşmiş, C açısından ise, uzlaştırma gerçekleşmemiştir. Sonuç olarak, D hakkında kovuşturmaya yer olmadığı (kovuşturmama, takipsizlik) kararı verilecek, C hakkında ise uzlaştırma sağlanamadığı için kamu davası açılacaktır. C hakkında tehdit suçundan kamu davası açıldıktan sonra, mahkeme Cumhuriyet savcısının iddianamede belirttiği hukuki nitelendirme ile bağlı olmadığı için somut olay kapsamında suç vasfını değiştirerek uzlaştırma kapsamında olmayan bir suç (örneğin, yağma) olarak nitelendirmiştir. Böyle bir olasılık ile karşılaşıldığı durumda ilk bakışta şüpheli açısından çok daha ağır bir durum meydana gelmiştir, ancak teknik açıdan bakıldığında böyle bir olasılık her zaman mümkündür. Burada, sanık olan kişinin artık yağma suçundan dolayı ceza alması olasılığı bulunmaktadır.

CMUY’nin 22/1-b. maddesine göre, soruşturma evresinde uzlaşma teklifinde bulunulması gerektiğinin ilk olarak kovuşturma evresinde anlaşılması, halinde uzlaştırma yoluna başvurulabilir. Burada, ilk derece mahkemesi tarafından vasıf değiştirme söz konusu değildir. Suçun vasfı aynı kalmakla birlikte, soruşturma evresinde uzlaştırmacıya gönderilmesi unutulmakta; bir nevi Cumhuriyet savcısı hataya düşmektedir . Başka bir ifadeyle, iş yoğunluğu nedeniyle Cumhuriyet savcının gözünden kaçarak, suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun öncelikle ilk derece mahkemesi tarafından farkına varılmaktadır. Böyle bir durumda uzlaşma kurumu mahkeme tarafından işletilmektedir . Özellikle büyükşehirdeki adliyelerde iş yoğunluğu fazla olduğu için nadirde olsa karşılaşılan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, kovuşturma evresi dendiği için istinaf mahkemeleri tarafından da bu durumun farkına varılması mümkündür.

Uzlaştırma yoluna gidilmeden iddianamenin düzenlenmiş olması durumunda, söz konusu iddianamenin iade edilebilmesi için suçun uzlaşma kapsamında olduğunun açıkça anlaşılır olması gerekmektedir . Ancak, Cumhuriyet savcısı tarafından fiil açıkça nitelendirilmiş olmasına karşın uzlaştırmacıya gitmeden iddianame hazırlanmış ise, mahkeme tarafından iddianamenin iade edilmesi gerekmektedir . Dolayısıyla, bu istisnanın uygulanabilmesi için suçun uzlaşma kapsamında olduğunun iddianamenin incelenmesi aşamasında mahkeme tarafından da gözden kaçırılması gerekir. Aksi halde, iddianamenin iadesi gerekecektir. Başka bir ifade ile, iddianamenin kabulü kararından sonra bu durumun fark edilmesi gerekmektedir.

Bu istisna kapsamında şu ihtimal üzerinde durmak da yarar görüyoruz: Örneğin, basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek bir yaralamadan kovuşturma yapılırken ilk derece mahkemesi tarafından da uzlaştırma kapsamında olduğu unutulup, HAGB kararı verildiğini düşünelim. Beş yıllık denetim süresi içerisinde de kasten yeni bir suç işlenip her iki hüküm birlikte infaz edilir ise, kanaatimizce bu durumda kanun yararına bozma yoluna başvurulması gerekmektedir.

CMUY’nin 22/1-c. maddesine göre, cumhuriyet savcısı tarafından iddianame düzenlenmeksizin, iddianame yerine geçen belge ile doğrudan mahkeme önüne gelen uzlaşmaya tâbi bir suçun varlığı, halinde uzlaştırma yoluna başvurulabilir.

CMUY’nin 22/1-ç. maddesine göre, kovuşturma evresinde kanun değişikliği nedeniyle suçun uzlaşma kapsamına girmesi halinde uzlaştırma yoluna başvurulabilir. CMK 2. maddesine göre, kovuşturma evresi iddianamenin kabulünden hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreye denir. Dolayısıyla, ilk derece mahkemeleri tarafından verilen kararlar kesin değildir. Bu açıklamalar ışığında, ilk derece mahkemesi hüküm verinceye kadar veya hüküm verilip kesinleşmeden önceki zaman zarfında söz konusu istisnai durum uygulanacaktır. Burada iki hususun üzerinde durmak gerekecektir. Birincisi, infaz aşamasında; ikincisi ise infaz tamamlandıktan sonra kanun değişikliği nedeniyle suçun uzlaşma kapsamına girmesi durumunda nasıl hareket edileceğidir. Yargıtay’a göre, birinci durum açısından, yani infaz tamamlanmadan kanun değişikliği nedeniyle suç uzlaşma kapsamına girdiği takdirde söz konusu istisna uygulanacaktır . Örneğin, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen ve koşullu salıverme süresi düşüldükten sonra üç yıl cezası infaz edilecek hükümlünün bir yıllık süresi infaz edildikten sonra kanun değişikliği olur ve bu nedenle suç uzlaşma kapsamına girer ise, dosya uzlaştırmacıya gönderilebilecektir. İkinci durum açısından ise, yine Yargıtay’a göre, infaz tamamlandıktan sonra kanun değişikliği nedeniyle suçun uzlaşma kapsamına girmesi halinde de söz konusu istisna uygulanacaktır. Çünkü, burada adli sicil kaydı devreye girmektedir. Hükümlü adli sicil kaydını sildirmek için de uzlaşabilir. Örneğin, uzlaşma sağlandıktan sonra hükümlünün adli sicil kaydı silineceği için, bu süreçten sonra bütün kamusal haklardan yararlanabilir.

İnfaz aşamasında ve infaz tamamlandıktan sonra kanun değişikliği nedeniyle suçun uzlaşma kapsamında girmesi durumunda, söz konusu kanun değişikliğinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu tartışmalıdır . Bu tartışmanın temelinde uzlaştırma kurumunun hukuki niteliğinin ne olduğu sorusu bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, bu sorun uzlaştırma kurumunun maddi ceza hukuku kurumu mu , yoksa şekli ceza hukuku kurumu mu  olduğu tartışmasına dayanmaktadır. Kanaatimizce, uzlaştırma kurumu bir şekli ceza hukuku konusudur ve kanun değişikliklerinde derhal uygulanma ilkesi uygulanmalıdır. Aynı şekilde, uzlaştırma kurumunu bir şekli ceza hukuku kurumu olarak kabul ettiğimiz için kesinleşen kararlara karşı uygulanamayacağını, başka bir ifadeyle, infaz aşamasında ve infaz tamamlandıktan sonra kanun değişikliklerinin etkisinin olmayacağı görüşünü savunmaktayız.

Yukarıda belirtilen iki durumun hükümlü lehine bir yargılamanın yenilenmesi sebebi teşkil edip edemeyeceği üzerinde durulabilir. Kanaatimizce, bu iki durumda kesinleşen bir hüküm bulunduğu için artık CMK değişikliğini uygulamak söz konusu olmayacaktır. Ancak, CMK 311/1-e. maddesi  kapsamında değerlendirilip yargılanın yenilenmesi yoluna gidilebilmelidir. Bu iki durumu, CMK 311/1-e. maddesinde düzenlenen “yeni olaylar” kapsamında değerlendirildiği takdirde bu olağanüstü kanun yoluna başvurabilmelidir.  

CMUY’nin 26. maddesine göre, yapılan uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen hüküm verilinceye kadar taraflar aralarında uzlaşabilmektedirler. Soruşturma evresinde ise, uzlaştırmacı tarafları uzlaştıramadığı takdirde, taraflar daha sonra bir araya gelip iddianame düzenlenene kadar uzlaşma belgesi düzenleyerek uzlaşabilmektedirler. Bunun kovuşturma evresindeki karşılığı ise, yukarıda görüldüğü üzere en geç hüküm verilinceye kadardır. Dolayısıyla, CMUY tarafların kanun yolları aşamasında bir araya gelip uzlaşmalarını kabul etmemiştir. Ancak burada, aşağıda belirttiğimiz ihtimal gerçekleştiği zaman nasıl hareket edilmesi gerektiği üzerinde durmak gerekiyor. Soruşturma evresinde uzlaştırmacının tarafları uzlaştıramadığını düşünelim. Taraflar da soruşturma evresinde en geç iddianame düzenlenene kadar bir araya gelip uzlaşmamışlar ise, kovuşturma evresine geçildikten sonra, soruşturma evresinde bu haklarını kullanmayan taraflar hüküm verilinceye kadar bir araya gelip uzlaşabilirler mi? Başka bir ifadeyle, CMUY’nin 26. maddesinde tanınan bu hak sadece CMUY’nin 22. maddesindeki istisnalar için mi geçerlidir, yoksa soruşturma evresinde bu hakkını kullanmayan tarafları da kapsayacak şekilde mi değerlendirmek gerekecektir? Kanaatimizce, amaçsal ve lehe yorum yapmak gerekir. Böylelikle, soruşturma evresinde taraflar en geç iddianame düzenlenene kadar bir araya gelip uzlaşma belgesi hazırlayarak uzlaşmamışlar ise, bu haklarını kovuşturma evresinde en geç hüküm verilinceye kadar da kullanabilmelidirler. Ancak, sadece lafza bakılacak olursa, CMUY’nin iradesinden sanki böyle bir sonucun çıkmadığı, tarafların soruşturma evresinde en geç iddianame düzenlenene kadar bir araya gelip uzlaşma belgesi düzenleyerek uzlaşmadıkları takdirde kovuşturma evresinde bu haklarını kullanamayacakları sonucu çıkmaktadır. Uzlaştırmanın amaçlarından biri de kamu yararı olduğu düşünüldüğünde kovuşturma evresinde de bu hakkın kullanılması gerektiği sonucuna ulaşılacaktır.

CEZA MUHAKEMESİNDE UZLAŞTIRMA YÖNETMELİĞİ’NİN BEŞİNCİ BÖLÜMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

CMUY’nin 32. maddesine göre, uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırmacı, uzlaştırma sürecinde yapılan açıklamaları, kendisine aktarılan veya diğer bir şekilde öğrendiği olguları gizli tutmakla yükümlüdür. Uzlaştırma sürecinde yapılan açıklamalar, uzlaştırmacıya aktarılan veya uzlaştırmacının öğrendiği olgular bir suç teşkil ediyor ise, bu hususların gizli tutulup tutulamayacağı üzerinde durmak gerekecektir. Eğer bir suç teşkil ediyor ise, kanaatimizce gizli tutulmaması gerekir. Çünkü, TCK’nun 278. maddesinde suçu bildirmeme suçu düzenlenmiştir. Dolayısıyla, yönetmelikteki gizli tutma yükümlülüğünün suç teşkil etmeyen durumlar açısından geçerli olduğunu düşünmekteyiz.

CMUY’nin 32/3. maddesine göre, uzlaştırma sürecinde yapılan açıklamalar herhangi bir soruşturma, kovuşturma ya da davada delil olarak kullanılamaz. Müzakerelere katılanlar  bu bilgilere ilişkin olarak tanık olarak dinlenemez. Bir görüşe göre, “açıklamalar” ifadesini, şüpheli tarafından ilk olarak ortaya konulan ve kendisinin aleyhine olacak belge ve belirti delillerini kapsayacak şekilde değerlendirmek gerekecektir. Aynı şekilde, şüphelinin uzlaşma kapsamında sunduğu delillerin duruşmada ya da soruşturma veya kovuşturmada aleyhine kullanılmaması gerekir. Aksi bir düşünce uzlaşmanın başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olacaktır . Uzlaştırmanın olumsuz sonuçlanması halinde ise, daha sonra dava açıldığı takdirde, müzakere esnasında şüphelinin/sanığın bazı fiilleri ikrar etmesi halinde açılacak davada aleyhine delil olarak kullanılamayacaktır. Çünkü, CMK’nun 217. maddesine göre, hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdani kanaatiyle serbestçe takdir edilir. Müzakereler sırasında şüphelinin/sanığın bir fiile ilişkin ikrarı CMK’nun 217. maddesi kapsamına girmemektedir .

Maddede yer alan “davada” ifadesinden, özel hukukta açılan bir davanın anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca, maddenin ikinci cümlesinde müzakerelere katılanlar için tanıklık yapılması yasaklanmıştır. Ancak, gerek CMK’nun tanıklık bölümünde gerekse 253/20. maddesinde buna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Kanunda düzenlenmeyen bir hususun yönetmelikte düzenlenmesi isabetli değildir. Bu konu ile ilgili ivedi bir şekilde CMK’nda değişiklik yapılması gerekmektedir.

CEZA MUHAKEMESİNDE UZLAŞTIRMA YÖNETMELİĞİ’NİN ALTINCI BÖLÜMÜNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER

CMUY’nin 36. maddesine göre, uzlaştırmacıya her yıl Adalet Bakanlığınca hazırlanan Tarifeye göre ücret ödenir. CMUY’nin Onuncu Bölümü’nde Daire Başkanlığının görevleri düzenlenmiştir. Bu kapsamda, CMUY’nin 70/1-k. maddesine göre, Daire Başkanlığı’nın uzlaştırmacı asgari ücret tarifesi hazırlayacağı düzenlenmiştir. Görüleceği üzere, uzlaştırmacı asgari ücret tarifesinin Adalet Bakanlığı tarafından mı, yoksa Daire Başkanlığı tarafından mı hazırlanacağı konusunda çelişki bulunmaktadır. Her yıl 31 Aralık günü yayınlanan uzlaştırmacı asgari ücret tarifesine bakılacak olursa, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlandığı açıkça belirtilmektedir. Sonuç olarak, Daire Başkanlığının görevleri arasında yer alsa da söz konusu tarife Adalet Bakanlığı tarafından hazırlandığı ifade edilebilir. Alternatif Çözümler Daire Başkanlığı Adalet Bakanlığı’nın alt birimi olan Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde yer alan bir kuruluştur. Dolayısıyla Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan bir tarife esasında Adalet Bakanlığı’nca hazırlanmaktadır. Başka bir ifadeyle, iki madde arasında çelişki var gibi gözükse de esasında bir çelişkiye mahal verilmemiştir.

SONUÇ

Yapmış olduğumuz çalışmada uygulamada yaşanan sorunlara değinilmeden, özel olarak Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği üzerindeki değerlendirmelerimize yer verdik. Buradaki esas hedef sınav endeksli olmadığı için, çalışmamız sınava girecek adaylara yönelik değildir. Bununla birlikte, bizim çalışmamız sınava girecek adayların konuları daha iyi anlamasına yarayacak türden bir eser olarak da değerlendirilebilir.

Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği, uygulama ile doktrinin yoğun şekilde çatıştığı maddeleri bünyesinde barındırmaktadır. Bunlardan en önemlisi CMUY’nin 29. ve 30. maddelerindeki düzenlemelerdir. Uygulamada Ek-4’te yer alan uzlaşma teklif formunun taraflara kimin yollayacağı belirsizdir. CMUY’nin 29/6. maddesine göre, uzlaşma teklif formu uzlaştırma bürosu aracılığı ile gönderilmektedir. Benzer şekilde, CMUY’nin 30. maddesinde yer alan üç günlük süre de uygulamada uzlaştırmadan sorumlu Cumhuriyet savcıları tarafından dikkate alınmamaktadır. Özellikle bu üç gün hususu yönetmelik ile uygulamanın en yoğun çelişkiye düştüğü noktadır. Önerimiz acilen CMUY’nin 30. maddesinde düzenleme yapılması gerekmektedir. En azından üç günlük sürenin geçmesine rağmen diğer tarafa uzlaşma teklif formu yollanması gerekir şeklinde bir ekleme yapılması isabetli olacaktır.

Bilirkişilikte yemin verilmesi gerekmektedir. Ancak, benzer bir düzenleme uzlaştırmacı ile ilgili olarak bulunmamaktadır. Uzaştırmacıların görevinin önemini vurgulayan bir yemin metni hazırlanıp, göreve başlamadan önce bu kapsamda yemin etmeleri gerekmektedir.

CMUY’nin 7/4. maddesine göre, birden fazla suç olmasına rağmen kanunda tek ceza öngörülen hâllerde her suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılır. İlgili hükümden de anlaşılacağı üzere, burada suçların içtimaı konusundan bahsedilmektedir. TCK’da ana kuralın (gerçek içtima) üç tane istisnası bulunmaktadır. Bunlar; TCK’nun 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç, TCK’nun 43. maddesinde düzenlenen zincirleme (müteselsil) suç ve TCK’nun 44. maddesinde düzenlenen fikri içtimadır. Kanaatimizce, söz konusu istisnalar üzerinde sadece zincirleme suç tartışmasız bu kapsamda değerlendirilebilir. Bileşik açısından kesinlikle bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini düşünmekteyiz. Fikri içtima için ise, kanaatimiz, bu kapsama girmeyeceği yönündedir.

CMUY’nin 7/6. maddesine göre, uzlaşma müzakerelerinin olumlu olması hâlinde, söz konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamayacaktır. Ayrıca, açılmış olan dava varsa da bundan feragat edilmiş sayılacaktır. Gerek soruşturma evresinde gerekse kovuşturma evresinde edimin takside bağlanması, ileri tarihe bırakılması veya süreklilik arz etmesi halinde, söz konusu edim yerine getirilmez ise tazminat davası açılıp, ödenen miktarın hükmedilecek tazminattan düşüleceği şeklinde düşünülebilir ise de kanaatimizce ilamlı icra takibi yapılabileceği için ayrıca tazminat davası açılamayacaktır. Ancak, mağdur suç işlendikten sonra, ama uzlaşma gerçekleşmeden önce hukuk mahkemesinde tazminat davası açmış ise, bu takdirde mağdur avukatı için yaptığı ödemeyi de kararlaştırılan edime dâhil edebilir.

CMUY’nin 17/2. maddesine göre, uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, taraflar uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını bildirebilirler. İlgili hükümde iddianamenin düzenlendiği tarih ile iddianamenin kabulü tarihi arasındaki zaman diliminde tarafların bir araya gelerek uzlaşmak istemeleri kabul edilmemiştir. Söz konusu hükümde geçen iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar ifadesini, iddianamenin mahkemeye verildiği tarih olarak anlamak gerekecektir. İddianame düzenlenene kadar bir araya gelip uzlaşmayan taraflar, iddianame iade edildiği takdirde bu haklarını kullanıp kullanamayacakları önemli bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimizce, böyle bir ihtimalde kovuşturma evresine henüz geçilmediği için, başka bir ifadeyle mahkeme tarafından iddianamenin kabulü kararı verilmediği için ara muhakeme evresinde de tarafların bir araya gelip uzlaşabileceğini düşünmekteyiz.

CMUY’nin 20/1. maddesi ve CMUY’nin 27/1. maddesi açısından her iki düzenlemede de edimin def’aten yerine getirilmesi hususu düzenlenmiştir. Her iki düzenlemede de edimsiz uzlaşmanın hukuki sonucu düzenlenmemiştir. Düzenlenmesinin daha isabetli olacağı kanaatindeyiz. Ancak, evleviyet ilkesi gereğince, düzenlenmemesi fahiş bir hata sonucu da doğurmamaktadır.

CMUY’nin 20/2. maddesi ve CMUY’nin 27/2. maddesindeki düzenlemelere bakıldığında CMK 171. ve m. 231. maddelerindeki şartların aranmadığı belirtilmektedir. Soruşturma ve kovuşturma evresinde edim kararlaştırılır ve kararlaştırılan bu edim ileri bir tarihe bırakılırsa veya taksitler halinde ifa edilecekse ya da süreklilik arz edecekse üst sınırın ne kadar olacağı hususu muğlak kalmıştır. Bu durumda iki ihtimal üzerinde durulabilir. Birincisi, kamu davasının açılmasının ertelenmesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarındaki denetim süresinin beş yıl yerine edim süresi esas alınabilir. Bu ihtimal de şu gibi sakıncalar bulunmaktadır: öncelikle CMK 171. ve 231. maddelerinde düzenlenen kurumların sistemine zarar gelebilir. Ayrıca, mağdurun hayatı boyunca sürecek bir edimin takibinin nasıl olacağı hususu tartışmaya yol açacaktır. İkincisi ise, edimin süreklilik arz etmesi durumunda, beş yıl geçtikten sonra edim ifa edilmezse, mağdur tarafından ilam niteliğinde olan uzlaştırma raporuna dayanarak icra yoluyla alacağını tahsil edebilir.

Kamu davası açılmasının ertelenmesinin ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının üst sınırı beş yıl olduğundan dolayı edimin taksit süresi veya süreklilik arz etmesi halinde üst sınır için de aynı sürenin esas alınması gerektiği belirtilmektedir. Ancak kanaatimizce, CMUY’nin 20/2. maddesi ve CMUY’nin 27/2. maddesinde “… şartlar aranmaksızın …” ifadesi yer aldığı için bu görüş isabetli değildir. Kanaatimizce burada, TCK’nın 66/1-e. maddesinde düzenlenen sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Çünkü, uzlaşma kapsamında kalan suçların sınırı beş yıldan fazla olmadığı için bu kapsama gireceğini düşünmekteyiz.

CMUY’nin 22/1-a. maddesine göre, kovuşturma konusu suçun hukukî niteliğinin değişmesi nedeniyle uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması, halinde uzlaştırma yoluna başvurulabilir. Bu istisna yola başvurabilmek için öncelikle Cumhuriyet savcısının somut olayla ilgili nitelendirmesini uzlaştırma kapsamına girmeyen bir suç açısından yapması gerekiyor ki, bundan dolayı soruşturma evresinde uzlaştırma yoluna gidilememesi gerekecektir. Kovuşturma evresine geçildiğinde ise, mahkeme tarafından Cumhuriyet savcısının iddianamede uzlaştırma kapsamına girmeyen suç nitelendirmesini değiştirerek uzlaştırma kapsamına giren bir suç olarak değerlendirmesi gerekmektedir. Örneğin, Cumhuriyet savcısı somut olay açısından yağma suçu olarak hukuki nitelendirme yapmış olsun. Yağma suçu uzlaştırma kapsamında olmadığı için uzlaştırmacıya gönderilmemiştir. İddianame kabul edilerek kovuşturma evresine geçildikten sonra mahkeme suç vasfında değişikliğe giderek, somut olayı uzlaştırma kapsamına giren bir suç (örneğin, hırsızlık) olarak nitelendirmiştir.

CMUY’nin 22/1-b. maddesine göre, soruşturma evresinde uzlaşma teklifinde bulunulması gerektiğinin ilk olarak kovuşturma evresinde anlaşılması, halinde uzlaştırma yoluna başvurulabilir. Burada, ilk derece mahkemesi tarafından vasıf değiştirme söz konusu değildir. Suçun vasfı aynı kalmakla birlikte, soruşturma evresinde uzlaştırmacıya gönderilmesi unutulmakta; bir nevi Cumhuriyet savcısı hataya düşmektedir. Başka bir ifadeyle, iş yoğunluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısının gözünden kaçarak, suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk derece mahkemesi tarafından farkına varılmaktadır. Özellikle büyükşehirdeki adliyelerde iş yoğunluğu fazla olduğu için nadirde olsa karşılaşılan bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, kovuşturma evresi dendiği için istinaf mahkemeleri tarafından da bu durumun farkına varılması mümkündür.

CMUY’nin 22/1-ç. maddesine göre, kovuşturma evresinde kanun değişikliği nedeniyle suçun uzlaşma kapsamına girmesi halinde uzlaştırma yoluna başvurulabilir. İlk derece mahkemesi hüküm verinceye kadar veya hüküm verilip kesinleşmeden önceki zaman zarfında söz konusu istisna durum uygulanacaktır. Yargıtay’a göre, infaz tamamlanmadan kanun değişikliği nedeniyle suç uzlaşma kapsamına girdiği takdirde söz konusu istisna uygulanacaktır. Örneğin, Ankara 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen ve koşullu salıverme süresi düşüldükten sonra üç yıl cezası infaz edilecek hükümlünün bir yıllık süresi infaz edildikten sonra kanun değişikliği olur ve bu nedenle suç uzlaşma kapsamına girer ise, dosya uzlaştırmacıya gönderilebilecektir. Yine Yargıtay’a göre, infaz tamamlandıktan sonra kanun değişikliği nedeniyle suçun uzlaşma kapsamına girmesi halinde de söz konusu istisna uygulanacaktır. Çünkü, burada adli sicil kaydı devreye girmektedir. Hükümlü adli sicil kaydını sildirmek için de uzlaşabilir. Örneğin, uzlaşma sağlandıktan sonra hükümlünün adli sicil kaydı silineceği için, bu süreçten sonra bütün kamusal haklardan yararlanabilir.

İnfaz aşamasında ve infaz tamamlandıktan sonra kanun değişikliği nedeniyle suçun uzlaşma kapsamına girmesi durumunda, söz konusu kanun değişikliğinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu tartışmalıdır. Bu tartışmanın temelinde uzlaştırma kurumunun hukuki niteliğinin ne olduğu sorusu bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, bu sorun uzlaştırma kurumunun maddi ceza hukuku kurumu mu, yoksa şekli ceza hukuku kurumu mu olduğu tartışmasına dayanmaktadır. Kanaatimizce, uzlaştırma kurumu bir şekli ceza hukuku konusudur ve kanun değişikliklerinde derhal uygulanma ilkesi uygulanmalıdır. Aynı şekilde, uzlaştırma kurumunu bir şekli ceza hukuku kurumu olarak kabul ettiğimiz için kesinleşen kararlara karşı uygulanamayacağını, başka bir ifadeyle, infaz aşamasında ve infaz tamamlandıktan sonra kanun değişikliklerinin etkisinin olmayacağı görüşünü savunmaktayız.

CMUY’nin 32/3. maddesine göre, uzlaştırma sürecinde yapılan açıklamalar herhangi bir soruşturma, kovuşturma ya da davada delil olarak kullanılamaz. Müzakerelere katılanlar bu bilgilere ilişkin olarak tanık olarak dinlenemez. Bir görüşe göre, “açıklamalar” ifadesini, şüpheli tarafından ilk olarak ortaya konulan ve kendisinin aleyhine olacak belge ve belirti delilleri kapsayacak şekilde değerlendirmek gerekecektir. Aynı şekilde, şüphelinin uzlaşma kapsamında sunduğu delillerin duruşmada ya da soruşturma veya kovuşturmada aleyhine kullanılmaması gerekir. Aksi bir düşünce uzlaşmanın başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olacaktır. Uzlaştırmanın olumsuz sonuçlanması halinde ise, daha sonra dava açıldığı takdirde, müzakere esnasında şüphelinin/sanığın bazı fiilleri ikrar etmesi halinde açılacak davada aleyhine delil olarak kullanılamayacaktır.

Leave a Reply

    Subscribe to our newsletter