• Ocak 31, 2024

İddianame Yerine geçen belge

iddianame yerine geçen belge kavramı

İddianame Yerine geçen belge

İddianame Yerine geçen belge 700 465 yel90

Çalışmamızın temelini oluşturan konu, iddianame yerine geçen belgelerin varlığı, bunların iade edilip edilemeyeceği, hukuk sistemimizdeki yeri, türlerinin neler olduğudur. Hukuk sistemimizde Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen bir iddianame olmadan kişilerin sanık konumuna gelmesi bazı hak ihlallerine sebebiyet vereceği için, bu durum tartışmalıdır. Bu hak ihlallerinin nasıl yaşandığı ve bunlara karşı ne gibi çözüm önerilerinin getirilmesi gerektiği belirtilecektir. Söz konusu açıklamalar çerçevesinde iddianame yerine geçen belgelerin var olup olmadığı meselesi, bunların iade edilip edilemeyeceği ve türleri ile ilgili görüşlere ve eleştirilerimize yer verilecektir.

İddianame Yerine Geçen Belge Kavramı

Ceza Muhakemesi Kanunu m. 170/2’ye göre, Cumhuriyet savcısı soruşturma evresi sonunda toplanan deliller çerçevesinde yeterli şüpheye ulaşıyorsa kural olarak iddianame düzenlemek zorundadır. Yeni CMK sistematiğinde soruşturma evresi C. Savcısı odaklı (merkezli) olduğundan, iddia faaliyeti devlete tanınan bir iş olduğu için bu yetki söz konusu makama verilmiştir.

Kural olarak kamu kamu davasının açılması, C. Savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin yetkili ve görevli mahkemeye verilmesi, mahkeme tarafından da kabul edilmesi sonucu gerçekleşmektedir (CMK m. 170/3). Ancak istisnai olarak, bazı özel yasalardaki düzenlemeler gereği C. Savcısı tarafından düzenlenen bir iddianame olmadan da, ilgili kurum veya kuruluş tarafından düzenlenen belge ile kamu davası açılabilmektedir. İşte bu belgeye iddianame yerine geçen belge veya iddianame hükmünde belge denilmektedir. Ayrıca, bir belgenin iddianame yerine geçen belge kabul edilebilmesi için, CMK m. 170/3’te düzenlenen iddianamede bulunması gerekli unsurların hepsini veya en azından büyük bir kısmını ihtiva etmesi gerekmektedir.

Hukukumuzda İddianame Yerine Geçen Belgenin Varlığı Meselesi

İddianame yerine geçen belgenin varlığından bahsedebilmek için bazı koşulların sağlanması gerekmektedir. Öncelikle idari bir kurul/merci/kişi tarafından düzenlenen belge bulunması gerekir. Bu belge, tıpkı iddianamede olduğu gibi bir takım unsurları (CMK m. 170/3 vd.) ihtiva etmelidir. Ayrıca, düzenlenen bu belge ile C. Savcısı aşılarak, uyuşmazlığın çözülmesi için işin doğrudan mahkemenin önüne gelmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, C. Savcısı devre dışı bırakılarak idari kurul/merci/kişi tarafından düzenlenen belgenin doğrudan mahkemeye verilmesiyle kovuşturma yapılması sağlanmaktadır. Bir nevi idari kurul/merci/kişi soruşturma makamı yerine geçmiş olmaktadır.

Mevcut CMK sistemimizde iddianame yerine geçen belgenin var olup olmadığı hususu öğretide tartışmalıdır. Tartışmanın kaynağında farklı sebepler bulunmaktadır. Bunlar; iddianame yerine geçen belgenin CMK’da düzenlendiği madde/yer, yeni sistemde soruşturma evresinin tek yetkilisinin C. Savcısı olması, ceza davasının kamusallığı ve hukuk devleti ilkesi olduğu söylenebilir.

CMK’da genel itibariyle iddianame kavramına, istisna olarak ise iddianame yerine geçen belge kavramına yer verildiği görülmektedir. İddianame kavramının geçtiği önemli maddeleri belirtmek gerekirse; Soruşturma evresi “Kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreye”; kovuşturma ise, “İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreye” denir (CMK m. 2). “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler” (CMK m. 170/2). “Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede,” … şeklinde düzenlenmiştir (CMK m. 170/3). “Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir” (CMK m. 173/4). “İddianamenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar” (CMK m. 175/1). “İddianame, çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunur” (CMK m. 176/1). “… iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar” (CMK m. 191/1). İddianame yerine geçen belge kavramı ise, CMK’da sadece m. 191/3-b’de düzenlenmiştir. Buna göre, “İddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır.”

İddianame yerine geçen belge kavramı CMK m. 191/3-b dışında mevzuatlarımızda dağınık şekilde düzenlenmiştir. TCK m. 75/2’ye göre, “Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hâkim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer.” Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği m. 22/1-c’de, “Cumhuriyet savcısı tarafından iddianame düzenlenmeksizin, iddianame yerine geçen belge ile doğrudan mahkeme önüne gelen uzlaşmaya tâbi bir suçun varlığı”, şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 57/3’e göre, “Yüce Divan, 5271 sayılı Kanundaki iddianamenin iadesi sebeplerinden başka esaslı hukuka aykırı hâllerin bulunması hâlinde de iddianamenin veya iddianame yerine geçen belgelerin iadesine karar verebilir.”

Görüldüğü üzere, iddianame yerine geçen belge kavramı, tespit ettiğimiz kadarıyla dört yerde düzenlenmiştir. TCK m. 75/2’de açıkça ismi belirtilmese dahi, özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi ifadesinden aynı sonuca ulaşılmaktadır.

Konu ile ilgili düzenlemeleri belirttikten sonra öğretideki tartışmalara değinmek isabetli olacaktır. Öğretide ağırlıklı görüşe göre, mevzuatta istisnai de olsa iddianame yerine geçen belge kavramı düzenlendiği için, kanun koyucu bu kavramın varlığını kabul etmektedir. Azınlıktaki görüşe göre ise, yeni CMK sistematiğinde tüm özel soruşturma kuralları açısından önemli bir yenilik söz konusudur. Özel soruşturma kuralları uyarınca, soruşturma işlemleri kim tarafından yapılırsa yapılsın (örneğin TBMM) soruşturma evresi sonunda bu işlemleri yapan kişi/kurum, fezlekeyi doğrudan mahkemeye sunmayıp, önce C. Savcısına gönderecektir. C. Savcısının bu fezlekeye göre hazırlayacağı iddianame mahkemeye sunulacaktır. Başka bir ifadeyle, ilgili kişi/kurum doğrudan mahkemeye fezleke veremeyecektir. Arada mutlaka C. Savcısının süzgecinden geçmesi gerekecektir. Bu şekilde hazırlanan iddianamede eksiklik varsa mahkeme tarafından iade edilebilecektir.

Kanaatimizce, şu iki soru birbirinden ayrı cevaplanması gerekir. İlk olarak, iddianame yerine geçen belge mevzuatlarımızda var mıdır; ikinci olarak ise, var olduğu kabul edildiği takdirde bu kavramın hukuksal niteliği nedir veya var olması isabetli midir?

İlk soruyu cevaplandıracak olursak; CMK m. 191/3-b, TCK m. 75/2, Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği m. 22/1-c ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 57/3’teki düzenlemeler ışığında hukuk sistemimizde iddianame yerine geçen belge kavramının var olduğu sonucu çıkarabiliriz. Kanun koyucunun diğer maddelerde bu kavrama yer vermemiş olmasını bilinçli olarak susmasına bağlıyoruz. Kanun koyucu iradi olarak CMK m. 170 vd. hükümlerinde söz konusu kavramdan zikretmek istememiştir.

Asıl sorun ikinci soruyu cevaplama noktasında karşımıza çıkmaktadır. İddianame yerine geçen belgenin varlığı kabul edildiği sonucuna ulaşıldığı takdirde, bu kavramın kabul edilmesi CMK sisteminde nasıl değerlendirilecektir?

Ceza davasının kamusallığı ilkesi gereği, kural olarak kamu davasını açma görevi C. Savcısı tarafından yerine getirilecektir. Bu iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle birlikte kamu davası açılmış olacaktır.  Dolayısıyla, istisnalar haricinde kamu davası C. Savcısı tarafından açılacaktır. Bu hususta şu ifadenin kullanılmasının yanlış olmayacağı düşündeşindeyiz: “Kamu davası kural olarak C. Savcısının düzenlediği iddianame aracılığıyla, istisna olarak da iddianame yerine geçen belge ile açılmaktadır.” İdari kurumlar iddianame yerine geçen belge düzenledikleri sırada bir takım araştırma ve inceleme fonksiyonu icra etmektedirler. Yapılan bu araştırma ve incelemenin bir nevi C. Savcısının yapmış olduğu soruşturma faaliyetine benzediği söylenebilir. İdari kurumlar bu faaliyeti icra ederken, suç şüphesi konumunda olan kişiler “şüpheli” sıfatını almaktadırlar. Burada asıl sorun, idari kurum araştırma ve inceleme fonksiyonunu icra ederken herhangi bir şüphe derecelendirmesi yapıyor mu şeklinde karşımıza çıkmaktadır. CMK m. 170/2 gereği, C. Savcısı soruşturma evresi sonunda suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaşır ise iddianame düzenlemektedir. Burada bir tezatlık karşımıza çıkmaktadır. Bu ise, kanun koyucu C. Savcısının iddianame düzenlemek için yeterli şüpheye ulaşmasını istemişken, idari kurumlar için iddianame yerine geçen belge düzenlenmesi açısından herhangi bir şüphe derecesi aranmıyormuş gibi sonuç çıkmaktadır. Kural olan iddianame, istisna olan iddianame yerine geçen belgedir prensibinden hareketle, evleviyet ilkesi çerçevesinde yorumlayacak olursak, iddianame düzenlenmesi için yeterli şüphenin varlığı aranıyor ise, iddianame yerine geçen belge için öncelikle yeterli şüphenin aranması gerekecektir. Ayrıca, kanun koyucu C. Savcısına dahi doğrudan dava açma yetkisi vermemesine karşın, idari mercilere doğrudan dava açma hakkı vermesi isabetli olmamıştır.

İdari merciler tarafından yapılan araştırma ve inceleme faaliyetinin hukuk eğitimi almış olan C. Savcısının eleğinden geçmeden kişilere “şüpheli” sıfatı verilmesi ilk olarak hukuk devleti ilkesine zarar verecektir. Bu durumda, şüphelinin soruşturma evresinde sahip olduğu bazı hakları kullanmasının da önüne geçilmektedir. Örneğin, CMK m. 149 gereği şüphelinin müdafi seçimi veya CMK m. 150 gereği müdafi görevlendirilmesi hakları engellenmiş olmaktadır. Böylelikle, iddianame yerine geçen belge düzenlenmesi sonucu kişiler herhangi bir hukuki destekten yararlandırılmadan kendilerini sanık statüsünde görmektedirler. Bu ise, başta adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği olmak üzere birçok ceza muhakemesi ilkesinin ihlal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.

CMK m. 171/1’e göre, Cezayı kaldıran şahsî sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşulların ya da şahsî cezasızlık sebebinin varlığı halinde, Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilir. Bu düzenleme gereği, takdir yetkisinin C. Savcısına ait olduğu aşikârdır. Buna benzer bir takdir yetkisi idari mercilere verilmesi söz konusu değildir. Böylelikle, iddianame için takdir yetkisi var iken, iddianame yerine geçen belge için takdir yetkisinin bulunmaması aralarında bir farklılık yaratmaktadır.

İddianamede bulunması gerekli zorunlu hususlar CMK m. 170/3-4-5-6’da düzenlenmiştir. Bu hususlara uygun düzenlenmeyen iddianame iade edilecektir. Görüldüğü üzere, iddianame bir şekil şartına tabidir. Buna karşılık, iddianame yerine geçen belge için mevzuatımızda herhangi bir şekil şartı aranmamıştır. Bu haliyle de, aralarında farklılık bulunduğunu ifade edebiliriz.

Değerlendirme

Yukarıda belirttiğimiz her iki görüşün kendine has haklı gerekçeleri olsa da, biz azınlık görüşün daha isabetli olduğunu söyleyebiliriz. İddianame yerine geçen belge kavramının varlığı hususunda tereddüt yoktur. Ancak, varlığı uygulama açısından ciddi sorunlara yol açmaktadır. Kaldı ki, kanun koyucu çok sınırlı şekilde bu kavramı zikrettiği için aslında kamu davası açılması hususunda tek yetkinin C. Savcısında olduğu gerçeğine istisnalar getirmiştir.

Yeni CMK sisteminin C. Savcısı odaklı hale gelmesi, başka bir ifadeyle C. Savcısının soruşturma evresinin imparatoru haline gelmesi aslında delillerin hukuk nosyonuna sahip bir kişi tarafından değerlendirilmesi ve bu şekilde sağlıklı bir kovuşturmaya geçilmesini sağlamaktır. Amaç hak ihlallerine yol açmamak ve hukuka uygun şekilde delil toplamak ise, bu takdirde idari merciinin C. Savcısının yerine geçerek delil değerlendirmesi yapması en başta hukuk devleti ilkesi ve adil yargılanma hakkına zarar verecektir. Bundan dolayı, idari merciler tarafından hazırlanan belgenin C. Savcısına gönderilmesi, ardından C. Savcısının gerek kendisi gerekse idari merci tarafından toplanan delillere göre yeterli şüphe değerlendirmesi yapması, şayet yeterli şüpheye ulaşır ise iddianame düzenlemesi gerekir. Yeterli şüpheye ulaşamadığı takdirde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verecektir. Başka bir ifadeyle, merci tarafından toplanan deliller, hukuk eğitimi almış olan C. Savcısının eleğinden geçmesi, yargılamanın sağlıklı ve hukuka uygun şekilde yapılmasını sağlayacaktır.

MEVZUATIMIZDA DÜZENLENEN İDDİANAME YERİNE GEÇEN VE BENZER ÖZELLİKLER GÖSTEREN BELGE TÜRLERİ

İddianame yerine geçen ve benzer özellikler taşıyan belgeler mevzuatımızda toplu şekilde değil, dağınık olarak düzenlenmiştir. Bazı düzenlemeler tam anlamıyla iddianame yerine geçen belge niteliğine haiz olmalarına karşın, bazı düzenlemeler ise tam anlamıyla iddianame yerine geçen belge olarak kabul edilmemekle birlikte benzer özelliklere sahiptir. Bu türden düzenlemeler, tahdidi (sınırlı sayıda) değildir. Aşağıda tespit edebildiğimiz iddianame yerine geçen ve benzer özellik gösteren belge türlerine değineceğiz.

Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcıları ve Bakanların Anayasa Mahkemesi’nde Yargılanması İçin TBMM Tarafından Verilen Yüce Divana Sevk Kararı

İddianame yerine geçen belge türlerinden en önemlisi TBMM tarafından verilen Yüce Divana sevk kararıdır. Anayasa m. 105’te Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu başlığı ile ilgili düzenleme yer almaktadır. İlgili maddenin üçüncü fıkrasına göre, “Rapor Başkanlığa verildiği tarihten itibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde Genel Kurulda görüşülür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tamsayısının üçte ikisinin gizli oyuyla Yüce Divana sevk kararı alabilir. Yüce Divan yargılaması üç ay içinde tamamlanır, bu sürede tamamlanamazsa bir defaya mahsus olmak üzere üç aylık ek süre verilir, yargılama bu sürede kesin olarak tamamlanır.”

Görüleceği üzere, üçüncü fıkrada Cumhurbaşkanının Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nde yargılanabilmesi için TBMM üye tam sayısının üçte ikisinin vereceği gizli oya ihtiyaç vardır. Bu şartlar sağlandığı takdirde, Cumhurbaşkanı hakkında Yüce Divana sevk kararı verilecektir. Aynı usul Anayasa m. 106/7 uyarınca, Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanına vekâlet ve bakanlar için de geçerlidir. Özen’e göre, Yüce Divana sevk kararı iddianame yerine geçen belge çeşitlerindendir. Yüce Divan yargılamasında görevli olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, sevk dosyasında herhangi bir ekleme veya çıkarma yapamayıp, Yüce Divana sevk dosyasındaki delillere göre görüşünü bildirmesi gerekir.

Almanya Anayasası m. 61/1’e göre, Federal Meclis üyelerinin veya Federal Konseyin en az üçte ikisi tarafından dava açılması yönünde verilen karar bir tür iddianame yerine geçen belge hükmündedir. İlgili düzenlemeye bakıldığında sistematik olarak Anayasa m. 105 ile paralellik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Kanaatimizce, Yüce Divana sevk kararı tartışmasız şekilde iddianame yerine geçen belgedir. Çünkü bir idari mercii olan TBMM tarafından verilen Yüce Divana sevk kararı sonucunda Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’nde yargılanmaktadır. TBMM tarafından verilen Yüce Divana sevk kararı herhangi bir şekilde C. Savcısı/Yargıtay C. Başsavcısı denetiminden geçmemektedir. Başka bir ifadeyle, Cumhurbaşkanı hakkında herhangi bir iddianame düzenlenmeksizin Anayasa Mahkemesi’nde yargılanmaktadır. Aynı durum Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar için de geçerlidir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 53/c Uyarınca Yetkili Kurul Tarafından Verilen Lüzum-u Muhakeme Kararı

Yükseköğretim personelleri görevlerinden doğan ve görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı başlatılacak soruşturma 2547 sayılı Kanun m. 53/c hükmüne göre yürütülecektir.

Yükseköğretimde çalışan kişilerin görev sırasında veya görevinden kaynaklı bir suç işlediği iddiasının ihbar, şikâyet, basın yolu vb. şekillerde öğrenilmesi durumunda 2547 sayılı Kanuna göre soruşturma başlatılacaktır. Kanunun 53/c maddesinde, soruşturma açmaya yetkili makamlar tahdidi olarak belirtilmiştir.

Hiyerarşik açıdan farklı statüdeki personelin iştirak halinde suç işlemeleri halinde ast konumda olan, üst konumdaki personele tabi olarak soruşturma yürütecektir. Üst personel hakkında soruşturma yapmaya yetkili olan kişi, aynı zamanda alt personel için de yetkilidir. Benzer şekilde, alt personel hakkında karar vermeye yetkili kurul, üst personel hakkında karar vermeye yetkili kuruldur. Yükseköğretim personeli, memur olmayan kişilerle iştirak halinde suç işlediği takdirde, memur olmayanlar hakkında yapılacak soruşturma CMK hükümlerine göre yürütülecektir. Ancak, haklarında açılacak kamu davasında yükseköğretim personeli ile birlikte aynı mahkemede yargılanacaklardır.

2547 sayılı Kanun m. 53/c hükmünde belirtilen karar kurullarınca son soruşturmanın açılması (lüzumu muhakeme) ya da son soruşturmanın açılmaması (meni muhakeme) kararları alınacağı düzenlenmiştir. İlgili kurul tarafından yükseköğretim personelinin suçu işlediği noktasında yeterli delil elde edilirse, bu kişinin yargılanması için lüzumu muhakeme kararı alacaktır. Yetkili kurul tarafından alınan bu karar tipik bir iddianame yerine geçen belgedir. Verilen lüzumu muhakeme kararında personelin kimlik bilgileri, suç konusu teşkil eden fiil, isnat edilen suç, hangi tarihte işlendiği, deliller, uygulanacak kanun maddesi belirtilir.

2547 sayılı Kanun m. 53/c-7’de, yukarıdaki kuralın bir istisnasına yer verilmiştir. Buna göre, ilgili hükümde yer alan suçlar ile ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hallerinde bu Kanun hükümleri uygulanmayıp, C. Savcısı resen soruşturma başlatacaktır.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi ve 5. Ceza Dairesi’nin vermiş oldukları kararlara göre de, ilgili kurul tarafından verilen lüzumu muhakeme kararı bir iddianame yerine geçen belge vasfındadır.

Vakıf üniversitelerinde görevli kişiler hakkında isnat edilen suçlardan dolayı soruşturmaları 2547 sayılı Kanun m. 53/c hükmüne göre değil, genel hükümlere göre C. Savcısı tarafından yapılacaktır. Danıştay’ın vermiş olduğu karara göre, vakıf üniversitesinde dekan yardımcısı olarak görev yapan sanık hakkında yetkili kurul tarafından verilen kararın incelenmesi amacıyla kendisine gelen dosyada, genel hükümlere göre işlem yapılmak üzere dosyanın yetkili C. Başsavcılığına gönderilmesi gerektiğine karar vermiştir.

Kanaatimizce, 2547 sayılı Kanun m. 53/c-7’deki istisna dışında, ilgili kurullar tarafından verilen lüzumu muhakeme kararı bir çeşit iddianame yerine geçen belgedir. Çünkü ilgili kurul tarafından verilen karar C. Savcısının denetiminden geçmemektedir. Ayrıca, kararda fiil ve fail hakkında tüm bilgilere yer verilerek, yargılamanın yapılacağı mahkemeye gönderilmektedir. Böylelikle, C. Savcısı bu soruşturmaya herhangi bir şekilde müdahale etmeyerek devre dışı kalmaktadır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 114 Uyarınca Trafik Suçlarına İlişkin İlgili Kolluk Tarafından Düzenlenen Tutanak

2918 sayılı Kanunun “Suç ve ceza tutanakları” başlıklı 114. maddesinde trafik suçları sonucunda kolluk tarafından hazırlanan tutanak düzenlenmiştir.

İlgili maddenin birinci fıkrasına göre, KTK’nda yazılı trafik suçlarını işleyenler hakkında ilgili kolluk görevlileri tarafından tutanak düzenlenecektir. Üçüncü fıkra uyarınca da, ilgili kolluk görevlisinin yargı yetkisine giren mahkemeye tutmuş olduğu tutanağın bir örneğini yedi iş günü içerisinde gönderecektir.

Kanaatimizce, KTK m. 114/3’te düzenlenen ilgili kolluk görevlileri tarafından düzenlenen tutanak iddianame yerine geçen belge türlerinden biridir. Çünkü araya herhangi bir idari merci veya C. Savcılığı girmeden, söz konusu tutanak doğrudan ilgili mahkemeye (asliye ceza/ağır ceza mahkemesi) gönderilmektedir. İlgili mahkeme de kendisine gönderilen bu tutanağa göre yargılama yapmaktadır.

Dikkat edilecek olursa burada trafik suçlarından bahsedildiği için yaptırım olarak karşılığı hapis ve/veya adli para cezası olacaktır. İlgili kolluk görevlileri tarafından verilen idari para cezalarına karşı ise, on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edilmektedir (Kabahatler Kanunu m. 27/1). Dolayısıyla, idari para cezalarına ilişkin tutulan tutanaklar açısından iddianame yerine geçen belgeden bahsedilmeyecektir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 367 Uyarıca, Aynı Kanunun 359. Maddesinde Belirtilen Vergi Kaçakçılığı Suçları İçin İlgili Kamu Görevlisinden Alınan Mütalaa

VUK m. 359’da düzenlenen vergi kaçakçılığı suçlarında C. Savcısı resen soruşturmaya başlayamaz. C. Savcısının soruşturmaya başlayabilmesi için VUK m. 367 gereği ilgili kamu görevlisi tarafından mütalaa hazırlanması gerekmektedir. Buna karşılık, VUK’nda düzenlenen diğer vergi suçları ile ilgili C. Savcısı resen soruşturma başlatabilmektedir.

VUK m. 359’da düzenlenen vergi suçları işlendiği takdirde ihbar vb. şekilde suçun işlendiğini öğrenen C. Savcısı doğrudan soruşturma başlatamamaktadır. Elde ettiği bilgi ve belgeleri ilgili vergi dairesine göndererek inceleme yapılmasını talep eder. Bu noktada henüz soruşturma evresine geçilmemiştir. Soruşturma evresinin başlayabilmesi için ilgili vergi dairesi tarafından mütalaa hazırlanması gerekir. C. Savcısı hazırlanacak bu mütalaaya göre soruşturma açılıp açılmayacağına karar verecektir. Belirtmek gerekir ki, C. Savcısı kendisine verilen mütalaa ile bağlı olmamasına karşın, kendisine mütalaa verilmesi yasal zorunluluktur. Mütalaa verilmemesi halinde C. Savcısı soruşturma başlatıp, sonunda iddianame düzenleyemez. Çünkü bu durumda bir nevi dava şartı olan mütalaa C. Savcısına verilmemiştir. Ayrıca, C. Savcısı ilgili vergi dairesi tarafından kendisine verilen mütalaada suçun oluşup oluşmadığını tespit edemez ise, durumu Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bildirerek yeniden inceleme yapılmasını (mütalaa verilmesini) talep edebilir.

Mütalaanın hukuki niteliği konusunda Özen’e göre, bu belge tipik bir soruşturma koşulu (muhakeme koşulu)dur. Benzer şekilde, Yargıtay’ın söz konusu mütalaanın kovuşturma koşulu olduğu yönünde verdiği kararlar bulunmaktadır.

VUK m. 359’da düzenlenen vergi kaçakçılığı suçları için mütalaa alınmasının sebebi, bu suçların uzmanlık bilgisi gerektiren özel ve teknik bilgi içermesinden kaynaklanmaktadır. Bu suçlar ile ilgili uzman olan kişilerden mütalaa alınması, bu konuda uzmanlığı bulunmayan C. Savcısının hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde soruşturma yapmasına yardımcı olacaktır.

VUK m. 359’da düzenlenen vergi kaçakçılığı suçları işlendiğini tespit eden vergi dairesindeki ilgili kamu görevlilerinin C. Savcılığına suç duyurusunda bulunulması kanunen zorunlu iken, C. Savcısının bunun dışında herhangi bir sebeple bu suçların işlendiğini öğrendiği takdirde soruşturma başlatamaması öğretide eleştirilmektedir. Çünkü soruşturma açılıp açılmayacağının idarenin takdirine bırakılması, bu durumun siyasi saiklerle kötü niyetli şekilde kullanacağı endişesini doğurmaktadır. Özen’e göre, C. Savcısı tarafından soruşturmaya başlanabilmesi için ilgili kamu görevlileri tarafından mütalaa alınması zorunlu bir koşul değil, ancak gereklidir. Yani, mütalaa alınması zorunluluğu yoktur, ancak alınması halinde daha sağlıklı bir soruşturma yapılacaktır. Dolayısıyla, bu gereklilik, zorunluluk şeklinde değerlendirilmemesi gerekir. Şayet, zorunluluk şeklinde değerlendirilirse, art niyetli şekilde mütalaa verilmediği hallerde vergi kaçakçılığı suçu işlenmesine rağmen C. Savcısı soruşturmaya başlayamayacaktır. Bundan dolayı, C. Savcısı vergi kaçakçılığı suçunun işlendiğini öğrendikten sonra ilgili vergi dairesinden mütalaa gönderilmesini talep etmek zorundadır. C. Savcısının emrine karşılık mütalaa verilmezse, bu takdirde kendisi resen harekete geçerek ilgili defter, bilgi veya belgelere el koymak suretiyle uzman kişilere gönderip mütalaa alabilir. Ancak, VUK m. 367’nin lafzı dikkate alınırsa, mütalaa verilmesi bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir. Bundan dolayı, suç başka türlü öğrenilse dahi C. Savcısı resen harekete geçemeyecektir.

Vergi dairesi tarafından verilen mütalaa sonucunda tespit edilen suç tipleri ile ilgili “vergi inceleme raporu” ve “vergi suçu raporu” düzenlenmesi gerekmektedir. Vergi suçu raporunda işlenen vergi kaçakçılığı suçu ile ilgili bütün deliller detaylı şekilde belirtilmektedir. Örneğin, tespit tutanakları, resmi yazışmalar, diğer belgeler vs. bu rapora eklenmelidir. Bu sayede, vergi suçu raporunda işlenen vergi kaçakçılığı suçunun tüm unsurları net şekilde tespit edilmektedir.

Kanaatimizce, C. Savcısının VUK m. 359 kapsamında işlenen vergi suçlarından haberdar olduğunda, soruşturmaya başlayabilmesi için vergi dairesindeki ilgili kamu görevlileri tarafından mütalaa verilmesi yasal bir zorunluluk olmasına karşın, bu mütalaanın bağlayıcı olmaması, bu belgenin hukuki statüsünün belirlenmesinde tereddütler ortaya koymaktadır. VUK m. 367’deki düzenlemeye bakıldığında, mütalaanın bir soruşturma koşulu olarak karşımıza çıktığı söylenebilir. İş bu belgeye tam manasıyla iddianame yerine geçen belge de denilemez; çünkü kendisine verilen mütalaa sonucunda C. Savcısı yeterli şüpheye ulaşır ise, iddianame düzenleyecektir. Şayet, C. Savcısı mütalaaya rağmen yeterli şüpheye ulaşamaz ise kovuşturmaya yer olmadığı (kovuşturmama, takipsizlik) kararı verecektir. Başka bir ifadeyle, verilen mütalaa doğrudan iddianame işlevi görmemektedir. Sonuç olarak, mütalaanın bir nevi zorunlu bilirkişilik kurumuna benzediğini de ifade edebiliriz.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu m. 25 Uyarınca Verilen İdari Yaptırım Kararına Karşı Yapılan Başvuru Dilekçesi

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “İdari yaptırım kararı” başlıklı 25. maddesine göre, verilen idari yaptırım kararının iptali için başvuru dilekçesi verilmektedir.

İlgili maddeye göre idari yaptırım kararı verilen kişi, söz konusu karar için hazırladığı başvuru dilekçesi iddianame yerine geçen belge sayılır. KK m. 27/3 gereği, “Başvuru, bizzat kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir.” Yürürlükte bulunan KK m. 27’ye bakılacak olursa, başvuru için ilgili merciin sulh ceza mahkemesi olduğu görülmektedir. Ancak, sulh ceza mahkemeleri kaldırılarak görev ve yetkileri asliye ceza mahkemesine aktarılmıştır. Bu durumda, KK m. 27’de belirtilen ilgili mercii “sulh ceza hâkimliği” olarak kabul etmek gerekecektir. KK’nda buna ilişkin bir değişikliğin halen yapılmamasını eleştirmekteyiz.

Kanaatimizce, artık başvuru merciin bir yargılama makamı olmaktan çıkması nedeniyle, söz konusu başvuru belgesinin iddianame yerine geçen belge olmadığını ifade edebiliriz. İddianame yerine geçen belgenin varlık sebebi, C. Savcısı tarafından düzenlenen bir iddianame olmadan yargılama yapılmasıdır. Başka bir ifadeyle, ortada bir yargılama makamının olması gerekmektedir. Sulh ceza hâkimliğinin bir yargılama makamı olmadığı hususunu dikkate alacak olursak, başvuru belgesinin de iddianame yerine geçen belge sayılmayacağını belirtebiliriz.

2797 sayılı Yargıtay Kanunu m. 46 Gereği Birinci Başkanlık Kurulu Tarafından Verilen Karar2797 sayılı Yargıtay Kanunu m. 46’ya göre, Yargıtay Birinci Başkanı, Birinci Başkanvekilleri, Daire Başkanları, Üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi için birinci başkanlık kurulu tarafından karar verilmektedir. Görüleceği üzere, Yargıtay Kanunu m. 46/1’de sayılan kişilerin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararı gerekmektedir. Soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından biri görevlendirilir. Görevlendirilen bu başkan soruşturmayı sona erdirdikten sonra Birinci Başkanlık Kurulu’na rapor gönderir. Beşinci fıkra uyarınca, Birinci Başkanlık Kurulu son soruşturmanın açılmasına karar verirse görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderecektir. Kanaatimizce, Birinci Başkanlık Kurulu’nun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği dosya iddianame yerine geçen belge olarak kabul edilmelidir. Çünkü Yargıtay Kanunu m. 46/5’te dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildikten sonra herhangi bir iddianame düzenleneceğinden bahsedilmemiştir. Başka bir ifadeyle, Birinci Başkanlık Kurulu’nun vermiş olduğu dosya üzerinden Anayasa Mahkemesi’nde veya Yargıtay ilgili ceza dairesinde yargılama yapılacaktır.2575 sayılı Danıştay Kanunu m. 76 vd. Uyarınca Danıştay Başkanının Seçeceği Bir Daire Başkanı İle İki Üyeden Oluşan Bir Kurul Tarafından Verilen Soruşturma Kararı Sonunda Düzenlenen Fezleke2575 sayılı Danıştay Kanunu m. 76’ya göre, Danıştay Başkanı, Başsavcı, Başkanvekilleri, Daire Başkanları ve Üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından verilen soruşturma kararı sonunda fezleke düzenlenmektedir. Görüleceği üzere, Danıştay Kanunu m. 76’da sayılan kişilerin görevleriyle ilgili veya görev sırasında işlemiş oldukları suçlar nedeniyle Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır. Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, şayet Danıştay Başkanı hakkında soruşturma yapılmış ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Kanaatimizce, Kurul tarafından soruşturma sonunda düzenlenen fezleke bir iddianame yerine geçen belge olarak kabul edilmelidir. Çünkü Danıştay Kanunu m. 76/3’e göre, soruşturma sonunda düzenlenen fezleke İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilecektir.2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu m. 89 – 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 59 – 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 154 Gereği Verilen Kararlar2802 sayılı Kanun m. 89’a göre, hâkimler ve savcılar görevden doğan veya görev sırasında bir suç işlediği takdirde, kovuşturma yapılması gerekli görülürse ilgili evrak Adalet Bakanlığı tarafından hâkimin/savcının yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet savcılığına; Adalet Bakanlığı merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında görevli hâkim ve savcılar hakkında olursa Ankara Cumhuriyet Savcılığına gönderilecektir. 1136 sayılı Kanun m. 59/1-2’ye göre, aynı Kanunun 58. Maddesine göre soruşturma yapıldığı takdirde, dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunacaktır. İnceleme neticesinde kovuşturma yapılması gerekli görülürse dosya, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.1512 sayılı Kanun m. 154/1-2’ye göre ise, Adalet müfettişleri veya mahalli Cumhuriyet Savcısı tarafından düzenlenen dosya, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi olunacaktır. Şayet inceleme neticesinde kovuşturma yapılması gerekli görülürse dosya, suçun işlendiği yer Ağır Ceza Mahkemesine en yakın bulunan Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilecektir.Uygulamada bu üç tür belgenin iddianame yerine geçen belge sayılması gerektiği belirtilmiştir. Ancak kanaatimizce, bu sayılan belgelerin iddianame yerine geçen belge sayılması isabetli değildir. Çünkü iddianame yerine geçen belgenin varlığından bahsedilebilmesi için C. Savcısı tarafından bir iddianame düzenlenmeksizin suç teşkil eden fiilin yargılama makamının önüne gelmesi gerekmektedir. Bu düzenlemelere bakıldığında daha çok “izin” kurumuna benzediği görülmektedir. İddianame yerine geçen belgeden bahsedilebilmesi için ortada düzenlenmiş bir iddianamenin bulunmaması gerekir. Yukarıda belirtilen maddelerde görüleceği üzere, işin sonunda yargılama makamını harekete geçirmek üzere C. Savcısı tarafından düzenlenen bir iddianame bulunmaktadır. Bundan dolayı, söz konusu işlemleri iddianame yerine geçen belge olarak kabul etmemekteyiz.Mahkemeler Tarafından Verilen Görevsizlik KararlarıŞirin’e göre, mahkemeler tarafından verilen görevsizlik kararları iddianame yerine geçen belge kabul edilmektedir. Benzer şekilde Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu karara göre, verilen görevsizlik kararları bir tür iddianame yerine geçe belge hükmündedir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu; “… Sanığa, 09.07.2015 tarihli duruşmada alınan savunmasında, iddianame yerine geçen belge olan Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.10.2014 tarih ve 2014/167 E, 2014/147 K sayılı görevsizlik kararı okunmadan, iddianamenin okunması ile yetinilerek sorgusu yapılmak suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 191/3-b maddesine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle, … BOZULMASINA” şeklindeki kararda görevsizlik kararının bir iddianame yerine geçen belge olduğu açıkça vurgulanmıştırKanaatimizce, mahkemeler tarafından verilen görevsizlik kararlarının bir iddianame yerine geçen belge sayılması uygulamaya has bir durumdur. Bu konuda mevzuatımızda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.  İİK m. 349 Uyarınca, bu Kanunda Yazılan Suçlardan Dolayı Yargılama Yapılabilmesi İçin Verilen Şikâyet Dilekçesiİşlendiği takdirde karşılığında yaptırım olarak disiplin veya tazyik hapsi öngörülen icra ve iflas suçları için görevli mahkeme icra mahkemesidir (İİK m. 356). Bunların dışında kalan İcra ve İflas Kanunu 16. Babında düzenlenen suçların kovuşturulmasında icra mahkemesi görevlidir.

İcra-İflas Kanunu m. 349/1’e göre, mağdur tarafından mahkemeye verilecek bir dilekçe ile doğrudan kovuşturma yapılabilmektedir. Başka bir ifadeyle, şikâyet dilekçesi vermek suretiyle mahkeme harekete geçmektedir.

İİK m. 331 ve devamında “Cezai Hükümler” başlığında İcra ve İflas suçları düzenlenmiştir. Bu suçlara uygulanacak usul ise, aynı Kanunun 345 vd. maddelerinde belirtilmiştir. Söz konusu maddelerde belirlenen usuller sadece icra ve iflas suçlarında uygulanacaktır. Ancak, yapılan yargılamada bu usul hükümlerinin uygulanması yeterli olmayabilir. Bu usul hükümlerinde boşluk olması durumunda 5271 sayılı CMK’nın usule ilişkin hükümleri uygulanacaktır.

Takibi resen gerçekleştirilen icra ve iflas suçlarında soruşturma evresi suçtan zarar görenin veya ilgilisinin ihbarı sonucu başlamaktadır. C. Savcısı soruşturma evresinin sonunda yeterli şüpheye ulaşır ise, iddianame düzenleyerek icra ceza mahkemesine verecektir. Ancak, şikâyete tabi suçlarda soruşturma evresi bulunmayıp, şikâyet başvurusu üzerine doğrudan icra ceza mahkemesinde kovuşturma evresi başlamaktadır. İİK m. 349 gereği şikâyetin doğrudan icra ceza mahkemesine yapılması öngörüldüğü için, şikâyete tabi suçlar açısından CMK m. 170 gereği iddianame düzenlenmemektedir. Dolayısıyla, İİK 16. Babında yer alan suçlarla ilgili (İİK m. 333, 335, 336, 342, 345/b hariç) dava açılabilmesi için iddianame düzenlenmeksizin, şikâyetçi doğrudan icra mahkemesine başvuru yapması gerekir. Böylelikle, şikâyet dilekçesinin verilmesi veya sözlü beyanda bulunulmasıyla birlikte, şikâyetçi olunan kişi sanık sıfatını almaktadır. Söz konusu usul, mülga CMUK’ta yer alan şahsi hak davası kurumuna da benzediği ifade edilebilir.

Şikâyetçi tarafından verilen dilekçe veya sözlü beyan üzerine doğrudan icra mahkemesinde (icra ceza mahkemesinde) yargılama yapılmaktadır. Soruşturma evresi atlanarak, doğrudan kovuşturma evresine geçilmesi söz konusu olup, C. Savcısının soruşturma yapmasının önüne geçilmiştir. Başka bir ifadeyle, somut olay kapsamında C. Savcısı tarafından delil araştırması yapılması ve sonucunda yeterli şüpheye ulaşarak bir iddianame düzenlemesi söz konusu değildir. Kanaatimizce, C. Savcısının devre dışı bırakılarak, uyuşmazlığın doğrudan mahkemeye intikal ettirilmesi, icra mahkemesine verilen şikâyet dilekçesinin tipik bir iddianame yerine geçen belge olduğunu göstermektedir. Ancak, iddianamede bulunması gereken unsurlar şikâyet dilekçesinde bulunması gerekmektedir. Aksi halde, tam anlamıyla bir iddianame yerine geçen belge olduğunu sonucuna varılamayacaktır. YCGK’nun vermiş olduğu bir karara göre de, şikâyet dilekçesi bir tür iddianame yerine geçen belgedir.

CMK m. 250/8 Uyarınca, Cumhuriyet Savcısının Şüpheli Hakkında Seri Muhakeme Usulünün Uygulanması Hususunda Görevli Mahkemeye Sunmuş Olduğu Yazılı Talep

Kural olarak, C. Savcısı tarafından yürütülen soruşturma sonunda iddianamenin düzenlenip, ilgili mahkemeye verilmesiyle birlikte ara muhakeme evresine geçilmektedir. Ancak istisna olarak, CMK m. 250’ye göre seri muhakeme usulüne göre yürütülen soruşturma sonunda bir ara muhakeme evresi öngörülmemiştir.

C. Savcısı şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasına karar verirse, bunu yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Bu talep yazısına talepname denilmektedir. CMK m. 250/8’de, C. Savcısının talep yazısında bulunması gerekli zorunlu şartlar düzenlenmiştir (Ceza Muhakemesinde Seri Muhakeme Yönetmeliği m. 12). CMK m. 250/9’a göre ise, mahkeme, şüpheliyi dinledikten CMK m. 250/3’teki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu, teklifin özgür iradeyle ve müdafi huzurunda kabul edildiği kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar (Yönetmelik m. 13/1). Söz konusu karar mağdur, suçtan zarar gören veya genel hükümlere göre davaya katılma hakkı olan kişilere tebliğ edilir.

Kanaatimizce, seri muhakeme usulü gereği C. Savcısının görevli mahkemeye vermiş olduğu talepnamenin iddianame yerine geçen belgeye benzediği kabul edilebilir. Ancak, bu durumun karma bir özellik taşıdığını ifade etmek isteriz. Çünkü iddianame yerine geçen belgenin varlığından bahsedilebilmesi için öncelikle C. Savcısı dışında bir idari makam tarafından düzenlenen belge ile doğrudan mahkeme önüne getirilen uyuşmazlık bulunması gerekir. Seri muhakeme usulünde CMK m. 170/3-4-5-6’da olduğu gibi düzenlenen bir iddianame bulunmamaktadır. C. Savcısı tarafından düzenlenen talepnamenin, şekil şartı gereği iddianameye benzediği görülmektedir. Ancak, her ne kadar benzerlik gösterse de teknik açıdan bir iddianame değildir. Bundan dolayı, somut olayda düzenlenmiş bir iddianamenin varlığı da söz konusu değildir. Buna karşılık, talepname bir idari kurum tarafından değil, C. Savcısı tarafından düzenlenmektedir. Bu açıdan bakıldığında iddianame yerine geçen belgeden ayrılmaktadır. Sonuç olarak, seri muhakeme usulünde C. Savcısının düzenlemiş olduğu talepname teknik açıdan iddianame yerine geçen belge olmamakla birlikte, büyük oranda benzerlik göstermektedir. Şayet, bu talepnameyi örneğin, kolluk makamı mahkemeye vermiş olsaydı bir tür iddianame yerine geçen belge olarak nitelendirebilirdik.

İDDİANAME YERİNE GEÇEN BELGENİN İADE EDİLİP EDİLEMEYECEĞİ SORUNU

5271 sayılı CMK ile getirilen en büyük yeniliklerden birisi de iddianamenin iadesi kurumudur. Söz konusu kurumun ceza muhakemesi sistemimize dâhil olmasıyla birlikte ara muhakeme evresinin oluşmasına neden olmuştur. Ayrıca bu durum, kamu davasının açılması noktasında bir takım tartışmaları da beraberinde getirmiştir.

İddianame kamu davası açılması için asli unsur teşkil etmektedir. CMK m. 170/2’ye göre, soruşturma evresi sonunda toplanan deliller suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, kural olarak C. Savcısı iddianame düzenlemek zorundadır. Bu iddianamenin, görevli ve yetkili mahkemeye verilmesiyle birlikte kamu davasının açılmasından bahsedilecektir. Şayet, CMK m. 174’de belirtilen eksikliklerden biri mevcut ise, kendisine iddianame verilen mahkeme, bunu hazırlayan C. Savcısına iade edecektir.

CMK m. 174’deki düzenlemeye bakıldığında “iddianamenin ve soruşturma evrakının” ifadesinin yer aldığı, buna karşılık “iddianame yerine geçen belge” den bahsedilmediği görülmektedir. Bundan dolayı, iddianame yerine geçen belgenin iade edilip edilemeyeceği öğretide tartışma konusudur.

Kamu davasının açılması ile ilgili CMK m. 175/1’de, iddianamenin kabulüyle, kamu davasının açılmış olacağı belirtilmiştir. CMK m. 175/2’de ise, mahkeme iddianamenin kabulünden sonra duruşma günü belirleyeceği düzenlenmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, iddianame yerine geçen belge kavramı CMK’da sadece m. 191/3-b’de, “İddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır” şeklinde düzenlenmiştir. CMK m. 175 hükmünün lafzı dikkate alındığında, iddianame yerine geçen belge ile kovuşturma evresine geçilemeyeceği ve yargılama yapılamayacağı anlaşılmaktadır.

İddianame yerine geçen belge ile kamu davası açılması, iddia faaliyetini kamu adına yürüten C. Savcısının bu görevini idari merciine devrettiği sonucu çıkmaktadır. Bu durum ise, başta Anayasa m. 10’da düzenlenen eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Ayrıca, iddianame yerine geçen belge ile ceza yargılaması yapıldığında, iddia olunan suçun işlenip işlenmediği hususunda yeterli şüphe takdiri ilgili idari merci tarafından yapılacaktır. 

Öğreti ve uygulamada ağırlıklı görüşe göre, iddianame yerine geçen belgenin iadesi söz konusu değildir. Bu görüşe göre, özel yasa hükümleri uyarınca uyuşmazlığın doğrudan mahkemeye intikali durumunda, iddianame yerine geçen belgenin iadesinin mümkün olup olamayacağı ile ilgili Kanunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla, CMK m. 174’te sadece iddianamenin iade edileceği düzenlenmiş, buna karşılık bu maddede iddianame yerine geçen belgeden bahsedilmemiştir. Bundan dolayı, iddianame yerine geçen belgenin iadesi söz konusu değildir.

Öğretide azınlık görüşe göre, yeni CMK sistematiğinde tüm özel soruşturma kuralları açısından önemli bir yenilik söz konusudur. Özel soruşturma kuralları uyarınca, soruşturma işlemleri kim tarafından yapılırsa yapılsın (örneğin TBMM) soruşturma evresi sonunda bu işlemleri yapan kişi/kurum, fezlekeyi doğrudan mahkemeye sunmayıp, önce C. Savcısına gönderecektir. C. Savcısının bu fezlekeye göre hazırlayacağı iddianame mahkemeye sunulacaktır. Başka bir ifadeyle, ilgili kişi/kurum doğrudan mahkemeye fezleke vermeyecektir. Arada mutlaka C. Savcısının denetiminden geçmesi gerekecektir. Bu şekilde hazırlanan iddianamede eksiklik varsa mahkeme tarafından iade edilebilecektir.

YCGK ve Yargıtay 5. CD’nin vermiş olduğu bir karara göre, iddianame yerine geçen belge iadeye konu olabilmektedir. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 57/3’e göre, iddianame yerine geçen belge iade edilebilecektir. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesi vermiş olduğu bir kararda iddianame yerine geçen belgenin iade edilemeyeceğine karar vermiştir.

Kanaatimizce, iddianame yerine geçen belgenin varlığı hususunda mevzuatımızda birliğin bulunmadığını ifade etmek isteriz. CMK m. 191/3-b’de duruşmanın başlayabilmesi için iddianame yerine geçen belgenin okunması gerektiğini belirtmesine karşılık, kamu davasının açılması ve öncesine ilişkin süreçte bu kavramı zikretmemesi çelişkiye yol açmaktadır. İddianame yerine geçen belgenin iadesi konusundaki tartışmayı sonlandırabilmek için, en başta iddianame yerine geçen belgenin varlığının kabul edilip edilmediği sorununu açıklığa kavuşturma gerekir. Çünkü söz konusu belgenin varlığına ilişkin görüşe verilecek cevaba göre iade edilip edilemeyeceğini değerlendirmek lazımdır.

Öğretide ağırlıklı görüşe göre, iddianame yerine geçen belgenin varlığı kabul edilmektedir. Bu görüş çerçevesinde iddianame yerine geçen belgenin iadesini değerlendirecek olursak, CMK’nın ilgili maddelerine “iddianame yerine geçen belge” kavramının eklenmesi gerekmektedir. Örneğin, CMK m. 174’ün “Mahkeme tarafından, iddianame, iddianame yerine geçen belge ve soruşturma evrakının…” şeklinde revize edilmesi gerekir. CMK m. 175/1’in “İddianame veya iddianame yerine geçen belgenin kabulüyle, kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar”; CMK m. 175/2’nin “Mahkeme, iddianamenin veya iddianame yerine geçen belgenin kabulünden sonra duruşma gününü belirler ve duruşmada hazır bulunması gereken kişileri çağırır” şeklinde değiştirilmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, mevzuatlarımızda bu hususta söz konusu değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Aksi halde, iddianame yerine geçen belgenin varlığı kabul edilmektedir şeklindeki görüşle tezatlık yaratacaktır.  

Bizim de katıldığımız azınlık görüşe göre, yeni CMK sistematiğinde tek yetkili kişinin C. Savcısı olması, soruşturma evresinin C. Savcısı odaklı hale gelmesi gibi hususlardan dolayı, artık iddianame yerine geçen belgenin mevzuatımızda yer almaması gerekir. Çünkü yeni CMK sistematiğinde tüm özel soruşturma kuralları açısından önemli bir yenilik söz konusudur. Özel soruşturma kuralları uyarınca, soruşturma işlemleri kim tarafından yapılırsa yapılsın soruşturma evresi sonunda bu işlemleri yapan idari merci, fezlekeyi doğrudan mahkemeye sunmayıp, önce C. Savcısına gönderecektir. C. Savcısının bu fezlekeye göre hazırlayacağı iddianame mahkemeye sunulacaktır. Başka bir ifadeyle, ilgili merci doğrudan mahkemeye fezleke sunamayacaktır. Arada mutlaka C. Savcısının denetiminden geçmesi gerekecektir. Bu şekilde hazırlanan iddianamede eksiklik varsa mahkeme tarafından iade edilebilecektir. Örneğin, VUK m. 367 uyarınca, ilgili vergi dairesi tarafından hazırlanan mütalaa sonucunda tespit edilen suç tipleri ile ilgili “vergi inceleme raporu” ve “vergi suçu raporu”  C. Savcısına gönderilmektedir. C. Savcısı da bu mütalaayı incelemesi sonucu yeterli şüpheye ulaşır ise, iddianame düzenleyecektir. Sonuç olarak kanaatimizce, artık iddianame yerine geçen belge kavramının yeni CMK sisteminde bir hükmü kalmamıştır. CMK m. 191/3-b, TCK m. 75/2, Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği m. 22/1-c ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 57/3’te düzenlenen iddianame yerine geçen belge kavramının kaldırılması isabetli olacaktır. Böylelikle, hem yeni CMK sistemine uygun davranılmış olunacak hem de C. Savcısı dışındaki bir idari mercii tarafından iddianame hazırlanmasının önüne geçilmiş olunacaktır. Bu sayede, C. Savcısı dışındaki mercilerin iddianame yerine geçen belge hazırlaması sonucunda ortaya çıkan eleştirilerin ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.

SONUÇ

CMK m. 170/3 gereği, kamu kamu davasının açılması C. Savcısı tarafından düzenlenen iddianamenin yetkili ve görevli mahkemeye verilmesi ve CMK m. 175/1 gereğince de mahkeme tarafından kabul edilmesi sonucu açılmaktadır. Ancak istisnai olarak, bazı özel yasalardaki düzenleme gereği C. Savcısı tarafından düzenlenen bir iddianame olmadan da, ilgili kurum veya kuruluş tarafından düzenlenen belge ile kamu davası açılabilmektedir. Bu belgeye iddianame yerine geçen belge veya iddianame hükmünde belge denmektedir. Ayrıca, bir belgenin iddianame yerine geçen belge kabul edilebilmesi için, CMK m. 170/3’te düzenlenen iddianamede bulunması gerekli unsurların hepsini veya en azından büyük bir kısmını ihtiva etmesi gerekmektedir. Buna karşılık iddianame yerine geçen belge türlerini incelediğimizde iddianame ile aralarında şekli bir benzerliğin bulunmadığını görmekteyiz. Bu durum, söz konusu belgelerin tam anlamıyla iddianame yerine geçen belge olmadıklarını göstermektedir.

Öğretide ağırlıklı görüş, iddianame yerine geçen belgelerin varlığını kabul etmektedir. Buna karşılık azınlık görüş ise, yeni CMK sisteminde bu belgelerin varlığının ortadan kalktığını belirtmektedir. Çalışmamız sonunda on üç tane iddianame yerine geçen belge olarak nitelendirilmeye ve değerlendirilmeye açık belge tespit ettik. Ancak, kanaatimizce bunların bazıları net olarak iddianame yerine geçen belge iken, bazılarının hukuki niteliği tam anlamıyla belli değildir. Bir belgenin iddianame yerine geçen belge olarak nitelendirilebilmesi için şu ölçütler olmalıdır: öncelikle idari merci/kişi tarafından düzenlenen soruşturma raporu düzenlenmesi gerekir. Düzenlenen bu belgenin C. Savcılığına gönderilmeksizin doğrudan mahkeme önüne götürülmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, iddianame yerine geçen belgenin olduğu yerde C. Savcısının işlevi yoktur. İdari merci/kişi, C. Savcısını devre dışı bırakarak soruşturma konusu olayı mahkeme huzuruna taşımaktadır. Bu şartlar mevcut ise, tam anlamıyla bir iddianame yerine geçen belgeden bahsedilebilir.

İddianame yerine geçen belgelerin iadesi meselesi ise, öncelikle bu belgelerin varlığının kabul edilip edilmediği tartışmasının sonucuna göre cevaplandırılacaktır. Öğretide ağırlıklı olarak, bu belgelerin varlığını kabul etmektedir. Bu görüşlere göre, iddianame yerine geçen belgeleri iade edilebilir, ancak CMK m. 174’te buna ilişkin değişiklik yapılarak açıkça belirtilmesi gerekir. Bizim de katıldığımız azınlık görüşe göre ise, yeni CMK sisteminde artık tek yetkili C. Savcısı olduğu için, C. Savcısının yok sayılarak, onu devre dışı bırakarak kamu davası açılması söz konusu değildir. Bundan dolayı, idari merci/kişi tarafından düzenlenen her rapor/belge C. Savcısının denetiminde geçecek, C. Savcısı yeterli şüphenin varlığına kanaat getirirse iddianame düzenleyerek mahkemeye verecektir.

CMK m. 170/2 gereği, C. Savcısı soruşturma evresi sonunda suçun işlendiği hususunda yeterli şüpheye ulaşır ise iddianame düzenlemektedir. Buna karşılık, idari kurum tarafından araştırma ve inceleme fonksiyonunu yerine getirilirken herhangi bir şüphe derecelendirmesi yapılmamaktadır. Burada biz hukuka aykırı durumun varlığı ortaya çıkmaktadır. Kanun koyucu C. Savcısının iddianame düzenlemek için yeterli şüpheye ulaşmasını istemişken, idari kurumlar için iddianame yerine geçen belge düzenlenmesi açısından herhangi bir şüphe derecesi aramadığı sonucu karşımızı çıkmaktadır. Kural olan iddianame, istisna olan iddianame yerine geçen belgedir ilkesinden hareketle, iddianame düzenlenmesi için yeterli şüphenin varlığı aranıyor ise, iddianame yerine geçen belge için evleviyetle yeterli şüphenin aranması gerekecektir. Ayrıca, kanun koyucu CMK’da C. Savcısına doğrudan dava açma yetkisi vermemiştir. Buna karşılık idari mercilere doğrudan dava açma hakkı verilmesi isabetli olmamıştır.

Leave a Reply

    Subscribe to our newsletter